
80’li ve 90’lı yıllarda bir kraliyet mensubuysanız, stiliniz bellidir. İnci kolyeler, pastel döpiyesler ve hanım hanımcık fırfırlar. Ancak bu monotonluk hiç de Prenses Diana'ya göre değildi. 1984 yılında bir konsere giderken giydiği o beyaz, papyonlu smokini hatırlıyor musunuz? "Kadınsı olmak için sadece elbiselere ihtiyacım yok," diyen bir duruş sergiledi.
Diana, smokin ceketini giydiğinde, onu sadece bir erkek kıyafeti olarak taşımıyordu. O ceketleri, içine eklediği ipek bluzlarla veya cesur dekoltelerle harmanlıyordu. Maskülenlik ve feminenlik arasındaki ince çizgide adeta dans ediyordu.

Bugün hangi mağazaya girseniz karşınıza çıkan o vatkalı ve geniş omuzlu blazer ceketlerin gerçek ilham kaynağı şüphesiz Lady Di'dir. Diana’nın gardırobunda oversize ceketlerin yeri sadece bir moda tercihi değildi; o parçaları birer zırh gibi kullanıyordu.
Özellikle spor giyindiğinde kullandığı geniş kesim ceketler, altına giydiği bisikletçi taytları veya yüksek bel jean’leri ile bugün pek çok ünlünün stil danışmanlarının elindeki en büyük kopya kağıdı. Diana bize şunu öğretti: Bir ceket ne kadar büyükse, özgüven de o kadar yüksektir.
Peki, neden hâlâ onu konuşuyoruz? Çünkü modanın tekrar eden o meşhur döngüsünde, Diana’nın maskülen dokunuşları şu an "Sessiz lüks" ve "Power Dressing" akımlarının tam kalbinde yer alıyor. Saint Laurent podyumlarında gördüğümüz keskin omuzlar, aslında 90’larda Kensington Sarayı’nın bahçesinde yürüyordu.
Eğer bugün gardırobunuzda babanızın dolabından fırlamış gibi görünen ama giydiğinizde kendinizi bir patron gibi hissettiren bir blazer varsa, bilin ki gizli ilham kaynağınız Lady Di.

Diana, modanın sadece "güzel görünmek" olmadığını, aynı zamanda bir duruş sergilemek olduğunu gösterdi. Sarayın katı kurallarına, maskülen bir ceketin vatkalı omuzlarıyla kafa tuttu.
Eğer bugün gardırobunuzda “fazla maskülen” diye kenara ittiğiniz bir blazer varsa, belki de onu yeniden değerlendirmenin zamanı gelmiştir. Çünkü bazı parçalar trend olduğu için değil, karakter taşıdığı için güçlüdür.