Mynet Trend

YAZARLAR

Kraliyet asisi Diana sokak modası ikonuna böyle dönüştü

Taçları, kabarık elbiseleri ve o meşhur "İntikam Elbisesi"ni bir yana bırakalım. Prenses Diana’nın moda dünyasına bıraktığı en kalıcı ve en samimi miras, belki de paparazzi ordularından kaçarken üzerine geçirdiği o "umursamaz" spor kıyafetleriydi. Instagram'da gördüğümüz "zahmetsiz şıklık" akımının asıl mimarı, Londra sokaklarında spor salonuna koşan Lady Diana'ydı.

Kraliyet asisi Diana sokak modası ikonuna böyle dönüştü 1

Moda tarihi, Prenses Diana’yı genellikle kendi halinde utangaç bir prensesten Versace giyen bir yıldıza dönüşen stil evrimiyle hatırlar. Elbette o ihtişamlı gece elbiseleri sanat eseriydi. Ama Diana’nın giyinme konusundaki yeteneği, sarayın dışına çıktığında, yani kendi başına kaldığı o nadir anlarda ortaya çıkıyordu.

Bugün, 2020'lerin ortasında, Hailey Bieber, Bella Hadid veya Kendall Jenner’ın "spor salonu çıkışı" fotoğraflarına baktığınızda, aslında 30 yıllık bir dejavuyu yaşıyoruz. Spor-şık terimi henüz moda jargonuna girmemişken, Diana bu akımı tek başına yaratıyordu.

Saray protokolüne pamuklu taytıyla baş kaldırdı

90'ların başında, dünyanın en çok fotoğraflanan kadını olan Diana'nın her adımı, her kıyafeti manşet oluyordu. Diana’nın bu dönemde benimsediği spor giyim tarzını sadece konfor arayışı olarak yorumlamak bence hata olur. Bu aslında sessiz bir başkaldırıydı.

Herkesin giyebileceği bir sweatshirt ve tayt giymek, "Ben de sizin gibiyim, ben de sadece spor yapmaya çalışan bir insanım" demenin bir yoluydu. O, ulaşılmaz prenses imajını, en ulaşılabilir parçalarla yıkıyordu.

Kraliyet asisi Diana sokak modası ikonuna böyle dönüştü 2

İkonik spor tarzı nasıl bu kadar popüler oldu?

Peki, Diana’nın bu stilini bugün bile kopyalanmaya değer kılan neydi? Tabi ki kusursuz orantı oyunu. Prenses üstünde olabildiğince bol ve dökümlü bir parça tercih ediyor, altta ise vücudu saran dar bir parça giyiyordu.

Genellikle parlak renkli bisiklet taytlarını, üzerine birkaç beden büyük gelen, kolej logolu veya ikonik "Fly Atlantic" yazılı sweatshirtlerle kombinliyordu.

Bu tarz, bacaklarını olduğundan daha uzun ve ince gösterirken, üst kısımdaki bolluk ona o "umursamaz" havayı veriyordu.

Aksesuarsız olmaz

Bu görünümü tamamlayan aksesuarlar ise kilit noktaydı. Kalın beyaz tenis çorapları, baba ayakkabısı olarak tabir edilen spor ayakkabılar, bazen bir beyzbol şapkası ve en önemlisi; lüks bir tasarımcı çantası... Lüks ile sokak modasını karıştırmanın ilk ve en cesur örneğiydi bu.

Günümüz influencerları bu görünümü kurgulanmış fotoğraf çekimleriyle elde etmeye çalışırken; Diana’nın o dönemdeki fotoğrafları tamamen doğaldı. Yüzünde makyaj yoktu, saçları terliydi ve kendisi gerçekten de spor salonundan çıkıyordu.

Prenses Diana, modanın sadece pahalı elbiselerden ibaret olmadığını, bir rahatlık ve en önemlisi bir özgüven meselesi olduğunu kanıtladı.

Bugün bisiklet taytımızın üzerine o bol sweatshirt'ü geçirirken farkında olmadan hepimiz, Lady Diana'ya küçük bir selam gönderiyoruz.

En Çok Aranan Haberler