Koronavirüs ve kapitalizm: İktisatçılar krizin sistemi nasıl değiştirebileceğini tartışıyor

Guardian gazetesinin bir araya getirdiği Yunanistan'ın eski maliye bakanı Yanis Varufakis ile İrlanda'dan iktisatçı David McWilliams koronavirüs günlerinin kapitalist sisteme etkisini ve gelecek ihtimallerini konuştular.

Koronavirüs ve kapitalizm: İktisatçılar krizin sistemi nasıl değiştirebileceğini tartışıyor

Koronavirüs salgını dünya çapında ekonomiyi felce uğratır ve hakim kuralları sarsarken Guardian gazetesi sistemin geleceği açısından olasılıkları tartışmak üzere Yunanistan'ın sol Syriza hükümetinde görev yapmış eski maliye bakanı Yanis Varufakis ile İrlandalı iktisat yazarı ve gazeteci David McWilliams'ı bir araya getirdi.

David McWilliams: Sanırım kapitalizmin bu benzeri kriz sürecinde 'askıya alındığını' söylemek yanlış olmaz. Artık bundan önceki duruma geri dönmeyeceğiz. Devlet geri döndü ve seçmenler bu yaşananları unutmayacak. Nereye gittiğimizi bilmiyorum ama geriye dönmeyeceğimiz kesin.

Yanis Varoufakis: Kapitalizmin askıya alınması... Bu tanımlamayı sevdim. Batı'da kapitalizm son olarak İkinci Dünya Savaşı sırasında askıya alınmış, savaş ekonomisi, fiyatları sabitleyen bir kontrollü ekonomi hakim olmuştu. Savaş ekonomisi standart kapitalist modelin aşılmasını getirmişti.

Şu anda gördüğümüz tam olarak kapitalizmin askıya alınması değil. Kapitalizmin kuralları askıya alınmış olabilir. Bütün o kutsal sayılan politikalar, para politikalarıyla kamu maliyesinin birbirinden titizlikle ayrılması, kamu borçlanmasının kötü bir şey olduğu fikri hepsi gitti.

Fakat kapitalizmi askıya alıp onun aşılmasını sağlayacak, deyim yerindeyse "savaşsız bir savaş ekonomisi" inşa edebilmek için gereken kurumlar oluşturulmadı. "He rşey berbat oldu, onun için kurallara uymanızı beklemiyoruz" demek ile "Kurallar değişti ve ekonomik bir çöküntüyü önlemek için yenilerini yapmamız lazım" demek arasında büyük farklar var. Avrupa Merkez Bankası'nın bütün o parasal rahatlatma önerileri gibi, bir savaş ekonomisi kafasından ne kadar uzak olduğumuza işaret ediyor.

David McWilliams: Bu Avrupa'da iyi bildiğimiz bir hata türü. Eğer ekonomik politikalarınızı, borçlanamayacak kadar sarsılmış insanların istekliliği varsayımına dayandırırsanız -ki parasal rahatlatma önlemlerinin temel mantığı budur- büyük bir sorun yaratmış olursunuz. Rahatlatma önlemleri deyince akla krizin ateşini söndürmek için açılan para muslukları gelir. Fakat para musluklarını açma politikası, bu musluğun kapakçıkları gibi düşünebileceğimiz bankalar, kredi komisyonları, iş sahiplerinin kredi almaya istekli olması gibi şeylerle sınırlanır. Ve sonunda bu musluktan para oluk oluk değil damla damla akar, hatta bu damlalar da daha yoksullara değil zenginlerin çıkarına olur.

O yüzden kuralların askıya alınması ama altyapının aynı kalması konusunda söylediğini anlıyorum. Fakat Avrupa'nın her tarafında insanlar şu anda "Bir alternatif var" diyor. Şimdi girilmeye başlanan bu ikinci aşama, kapitalizmin, maliyenin, ekonomilerin nasıl işlediği ve kime hizmet ettiği gibi konuların değerlendirildiği bir dönem olacak. Ve buradan bütün bir küresel ekonomiyi kapsayan bir tür yeni Bretton Woods (İkinci Dünya Savaşı sonrasında günümüzde hala geçerli temel küresel finansal kural ve kurumların temelini atan 1944 tarihli anlaşma) tarzı anlaşma çıkma potansiyeli de var.

Peki bu durumda 21'inci yüzyılın üçüncü on yılına girdiğimiz şu günlerde, tarihin ve ekonominin ışığında, önümüzdeki on yılda dünya ve Avrupa ekonomisiyle ilgili tahminlerin neler?

Önümüzdeki 10 yıl neler getirebilir?

Yanis Varoufakis: Bir tepe noktasında oturuyor gibiyiz, iki yönden birine doğru kaymaya hazırız. Ama hangi yöne doğru meyledeceğimiz tamamen belirsiz.

İstersen önce olumlu senaryo ile başlayalım. Bunu, senin az önce sözünü ettiğin yeni bir Bretton Woods ihtimali üzerine ve bunun Avnupa Birliği'ndeki olası görünümleri üzerine inşa edelim.

Kıta çapında birliğimizi pekiştireceksek bu ne şekilde olabilir?

Şimdi her zamankinden daha gerekli olduğu halde bunun bir federasyonlaşma şeklinde olması ihtimali her zamankinden düşük çünkü koronavirüs krizinin, göçmen krizinin ve euro krizinin santrifüj etkisi bizi birbirimizden uzaklaştırıyor. Fakat alternatif mevcut AB kurumlarını sanki federal bir Avrupa varmış gibi işletmek olabilir ve bunu istesek yarın yapabilir, yoksullukla boğuşanlara derhal para yardımı sağlayabilir ve yeşil bir geçiş ekonomisine yatırım yapabiliriz.

Burada bir umut ışığı var ve bu da 2020'nin 2010'dan çok farklı olmasından kaynaklanıyor. İrlanda ve Yunanistan'ın sırt üstü devrildiği o günlerde, bizim ülkelerimizde yaşananlar ile Almanya ve Hollanda'da yaşananlar arasında önemli farklar vardı. Bugün Almanya'nın sanayi sektörünün beli kırılmış durumda ve daha koronavirüs salgını başlamadan kırılmıştı. Otomotiv ve takım tezgahları üretimi gibi iki ana sanayi dalı bu kriz başlamadan ciddi sorunlar yaşıyordu. Almanya'nın şu anda, kalan hepimizle aynı dertlerin içinde olması bir umut ışığı sunuyor. Bu durumda daha önce olduğu gibi, "Bu sizin sorununuz" demek yerine "Ne yapmalıyız?" diye sorabilirler.

Olumsuz senaryoda neler var?

David McWilliams: Tamam olumlu senaryo böyle. Olağan akışın kesintiye uğraması Avrupa ve ötesinde yeni politika arayışlarına ve ihtimallere yol açabilir. Peki diğer senaryo ne?

Yanis Varoufakis: Biz insanlar ve özel olarak biz Avrupalılar, harikulade fırsatları kaçırmayı ve kendimizi berbat durumlarda bulmayı pek severiz. Şimdiye kadar gerçek demokratik bir federalizmin yolunu tıkayan aynı Avrupalı ordoliberallerin (ekonomik liberalizmin bir türü) ayak diremesiyle karşılaşmamız çok büyük bir ihtimal.

David McWilliams: Kuşkusuz bu tür barikatlar en çok da Avrupa'nın güneyindeki üyelerini etkileyecektir. Yaşadıklarımızın örneğin AB'nin kurucu üyelerinden İtalya üzerinde ne gibi etkileri olacağını düşünüyorsun?

Yanis Varoufakis: Avrupa'da ne zaman bir kriz yaşansa İtalya'nın büyüme hızı düşer. Ne zaman bir sorun olsa İtalya daha derin bir ekonomik durgunluğa girer. Eğer Frankfurt, Berlin ve Brüksel oluslu senaryoya doğru yürümeyi yine başaramazsa sadece İtalya değil, Avrupa'nun en yoksul bölgelerinin tümü yeniden neo-faşist sağın yükselişine sahne olacak. O zaman artık iş zıvanadan çıkar.

Bu olumsuz senaryonun en dip noktasıdır. Dev bir domino etkisi Avrupa Birliği'nin dağılmasına kadar götürebilir. AB resmen ortadan kalkmaz ama tamamen işlevsiz ve etkisiz hale gelir. Tıpkı -Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra oluşan- Bağımsız Devletler Topluluğu gibi.

Bu da dünyanın Trumplar, Bolsonarolar ve Modilerini çok sevindirir. Hobbes'un tarif ettiğine benzer, acımasız, nahoş ve insanların çoğu açısından yoksulluk anlamına gelen bir küresel ekonomiye geçilir.

Bir dönem kapandı mı?

David McWilliams: İrlanda benim doğduğum yıllarda çok yoksul bir ülkeydi. Sonra Avrupa projesinin rüzgarı, Avrupa'nın küresel ekonomideki yeri ve ülkeye çok fazla sermaye çeken vergi politikaları sayesinde bayağı zengin bir ülke haline geldi.

Ben artık bu kalkınma modelinin ve bu tür bir küreselleşmenin de sonunun gelmiş olabileceğini düşünüyorum. Korkarım seyahat edip iletişim kurduğumuz, hareket edebildiğimiz bir dönemin sonuna gelmiş olabiliriz. İnsanlar virüs kozmopolit bir dünya sayesinde, uluslararası hareketlilik yüzünden yayılabildi" diyebilirler. Doğru olsun olmasın insanları suçlayabiliriz.

Kara Ölüm'ün -vebaya verilen isim- Avrupa'da şiddetli bir Yahudi düşmanlığına yol açtığını biliyoruz. İnsanlar, "Kimi suçlayabilirim" dedi ve zaten izole edilmiş gettolarda yaşayan bir toplumu suçladı.

21'inci yüzyılın üçüncü on yılının başında beni en çok korkutan şey bu. Daha önce yaşadıklarımız geri gelebilir. Ve şair Yeats'in dizelerini hatırlarız yine:

"Döne döne büyüyen anaforda/ Şahin duyamıyor şahincisini/ Her şey yıkılıyor, bel vermiş orta direk/ Kargaşalık salınmış yeryüzüne" (William B Yeats, İkinci Geliş, Çeviri: M Gürle, Birgün)

Yeni bir yöne hızla yönelmezsek, çocuklarımın devralacağı dünyanın çok nahoş bir yer olacağından korkuyorum. Dolayısıyla bu bize bir uyarı.

Yanis Varoufakis: Hem de bir neslin duyduğu en yüksek sesli uyarı. Gelecek hakkındaki endişelerini paylaşıyorum fakat bunu dayandırdığın analize itirazım var. Tarif ettiğin açıklık, özgürlük hep şiddetli sınırlamalarla el ele de gidiyordu. ABD-Meksika sınırı, Avrupa içinde seyahat özgürlüğü ama Avrupa'nın sınırlarının sıkı kontrolü gibi. Bu bir çelişki değil. Bu, sermayenin dolaşımına insanların özgürlüklerinden daha büyük değer veren bir sistemin mantığının gereği.