KADIN

Osmanlı Devleti'nde Kadınların Yaşamıyla İlgili 7 İlginç Detay

Osmanlı Devleti'nde Kadınların Yaşamıyla İlgili 7 İlginç Detay

Yarım milenyumdan fazla hükümdarlığı devam eden ve dünya tarihinin en uzun yaşayan devletleri arasında sayılan Osmanlı Devleti'nde kadın olmak nasıl bir şeydi?

Evlilik konuları

Osmanlı'da evlilik konularında kadınların pek söz hakkı bulunmuyordu. Eğer aileler kararlaştırmışsa kadının bundan kaçabilme hakkı yoktu. Buna karşın erkeğin kaçabilme ihtimali vardı. Ancak kadınların kaçabilme veya istememe imkanı neredeyse mümkün değildi. Kadı sicillerine bakıldığında evlilikten kaçan çok az kadın olduğu anlalışıyor, bunların da çoğu reşit olmadıkları için boşanmak istiyorlardı.

Gayrimüslimlerde duurm biraz daha farklıydı. Herhangi bir müslüman gayrimüslim bir kadınla evlenebiliyordu ancak gayrimüslim bir erkek, müslüman bir kadınla evlenemiyordu. Ayrıca boşanma da sık gerçekleşiyordu. Erkek bahane göstermeksizin boşanabiliyor, yeni biriyle evlenebiliyordu. Ancak kadının boşanması için sağlam(!) sebepleri olması gerekiyordu.

Ayrıca genel kanının aksine çok eşlilik halk arasında kabul görmüyordu. Bu usülü genelde saray ve çevresindeki insanlar gerçekleştiriyordu.


Kadınlar arası muhabbetler

Kaynaklarda halktan kadınların nasıl birbiriyle ilişki kurduğuna dair belirli bilgiler yer almasa da, kentlerde ve saray çevresinde yaşayan kadınlar arasındaki etkileşimle ilgili veriler mevcut.

Kent kadınları genelde uzun uzadıya ev ziyaretleri gerçekleştirirdi. Bunun haricinde gelişen hamam kültürüyle, oralarda buluşan kadınlar saatlerce sohbet eder hatta yemekli, sazlı-sözlü etkinlikler düzenlerdi. 17. yüzyıldan sonra Mesire -yani piknik- adı verilen etkinlikle yatır ve türbe yakınlarında buluşur böylelikle dini ibadetlerini de gerçekleştirirlerdi.

Ayrıca Osmanlı'da olgun bir kadının hamile kalması kibarlık sayılıyormuş.


Kadınların giyim tarzları

Osmanlı Devleti'nde kadınların giyim kuşamları yörelere göre değişiyordu ancak özellikle Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'ne göre tüm yörelerde ferace denilen uzun tesettür tarzı kıyafetten vazgeçilmiyormuş.

Yöreler bir yana genel olarak giyim kuşam, gelir düzeyine göre değişiyordu. Mesela gelir düzeyi yüksek kadınlar pamuklu ya da ipekten biçilmiş ince bir gömlek altına şalvar benzeri kıyafetler giyiyor ve üzerine ferace takıyordu. E, tabii kuşakları olmazsa olmazdı. Bazıları bu kombinin üzerine entarilerini giyiyordu.

Biraz daha düşük gelirli kadınlar ise kadife ya da ipek kumaş kullanabiliyordu. Üzerlerine yelek giymeyi de ihmal etmiyorlardı. Olanakları sınırlı dar gelirli ailelerin kadınlarıysa beledi adı verilen ucuz kumaşları kullanıyordu.

Gayrimüslimlerde ise olay neredeyse aynı...

Osmanlı Devleti'nde yaşayan gayrimüslimler kıyafet konusunda biraz daha rahat takılabiliyor, bazıları yörelerine göre yüzleri açık veya kapalı dolaşabiliyorlardı. Rumeli ve İstanbul çevresinde yaşayanlar yüzlerini açık bırakabiliyorken Doğu ve Kafkasya'da yaşayan, genellikle Ermeniler, yüzlerini kapatıyordu. Adana ve çevresindeyse yüzler açık olabiliyor, ancak peçe takabiliyorlardı.


Sevgili muhabbetleri

Devlet-i Aliye'de el ele tutuşarak gezmek tabii ki yasak ve günah. Çiftler genelde ya tesadüfen ya görücü usülü ya da tarla ve bahçe gibi benzeri yerlerde çalışırken birbirlerine rastlayabiliyorlardı. İletişim ise mektupla gerçekleşiyordu. Bunların ışığında birçok ozan (özellikle divan edebiyatı) sevdikleri kadınlara şiirler, türküler, şarkılar söylüyordu. Ancak, dediğimiz gibi, en sık kullanılan iletişim aracı mektuplardı.


Evine ekmek getiren emekçi kadınlar

Bu başlık size biraz garip gelebilir ancak Osmanlı Devleti'nde sık rastlanmasa da evine ekmek getiren aile reisi kadınlar vardı. Bu kadınlar genelde ya yetim ya da dul oluyordu.

Osmanlı Devleti'nde bir kadının çalışması normal şartlarda hoş karşılanmasa da çalışan kadınlar elbette vardı. Kocasından ya da ailesinden miras kalan tarlaları işleten kadınlar, ya da ticaretle uğraşan bir aileden gelen kadının bohçasını toplayıp zengin kadınlara kumaş satması normal karşılanıyordu.

Dullara gelecek olursak..

Kocasından ayrılan kadın mirasın çok azını alıyor nafaka oalrak da sadece 3 aylık geçinme parasını alabiliyordu. Bu şartlar altından daha fazla tutunamayan kadınlar mecburen çalışmaya başlıyordu. Genellikle tarlalarda çalışan kadınlar cariyelerden dolayı evlere temizliğe gidemiyor, bu konuda büyük sıkıntılar çekiyorlardı. Ancak yoksul ya da dul kadınlar kız çocuklarını zengin ailelere verebiliyordu. Bu durum Osmanlı Devleti'nde adet haline gelmişti.


Dindar kadınlar

Bilinenin aksine Osmanlı Devleti'nde kadınların dini konularda bilgisi genellikle erkeklerden fazlaydı. Ancak fıkıh öğrenimi veya kadılık yapmaları yasaklanmıştı.

Din eğitimi özellikle üst tabaka kadınlar arasında yaygındı. Bazıları ise Arap şeyhlerinden çekinmeden yardım alabiliyordu. Buna rağmen dini sohbetlerde kendi araları dışında konuşmaları caiz görülmüyordu.


Tarihi yapılar inşaa ettiren kadınlar

(Görseldeki cami Edirnekapı'da bulunan Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'a adadığı Mihrimah Sultan Cami'dir)

Osmanlı Devleti'nde kadınlar paralarını keyiflerine göre harcayabiliyorlardı. Varlıklı kadınların bazıları vakıflara bağış yapıyor, bazıları bu vakıfları kendisi kuruyor, bazılarıysa bunların haricinde kendi adına çeşme, cami vb. yapılar inşa ettiriyordu. Özellikle cami gibi büyük ve kutsal yapıtları hanedan üyeleri büyük paralara yaptırıyordu. Bunlara örnek olarak Hürrem Sultan'ın kendi adına yaptırdığı külliyeyi ve kızı Mihrimah Sultan'ın kendi ismine yaptırmış olduğu iki camiyi sayabiliriz.

Boğaz ve deniz kıyılarındaki sarayaların birçoğu da varlıklı kadınlar tarafından finanse ediliyordu. Bugün İstanbul Boğazı'ndaki birçok yalı varlıklı, üst tabaka kadınlar tarafından yaptırıldı desek yanlış olmaz.

---

Bu içerik Osmanlı Devleti'nde İngiliz Konsolosluğu yapan Edward Wortley Montagu'nun eşi _Lady Mary Wortley Montagu'nun mektuplarından derlenmiştir._