HABER

Türkiye'nin kadın jokeyleri başarılarıyla göz dolduruyor

Türkiye Jokey Kulübü'nün Apranti Okulu'nda yetişen kadın jokeyler, yarışlardaki başarılarıyla dikkati çekerken, atla terapi merkezinde de çocuklara umut oluyor - Jokey Serap Berber Göz: - "Jokeyliği dünyada aslında kadınlar yapıyor. Atlar, üzerinde olanın kadın ya da erkek olduğunu fark edebiliyor. Sesinizden, elinizin yumuşaklığından sizin kadın olduğunuzu anlayabiliyor" - "Türkiye'de kadınlar kendilerine güvensin ve jokey yetiştiren okullara kayıt olsun" - Jokey Sinem Aydın: - "Atlar benim için çok şey ifade ediyor; bunlardan biri özgürlük. Gelecekte yurt dışında dereceye girerek ülkemin adını duyurmak gurur verici olurdu. Umarım bunu gerçekleştirebilirim"

İSTANBUL (AA) - LALE BİLDİRİCİ BÜYÜKKARAKAYA - Türkiye Jokey Kulübü'nün Apranti Okulu'nda yetişen kadın jokeyler, erkeklerin egemen olduğu at yarışlarında, başarıdan başarıya koşarken, atla terapi merkezinde de çocuklara umut oluyor.

Türkiye'nin 9 kadın jokeyinden ikisi olan, hem at yarışlarına katılan hem de engelli çocuklara eğitmenlik hizmeti veren Serap Berber Göz ve Sinem Aydın, jokeylik kariyerlerini AA muhabirine anlattı.

Serap Berber Göz, 20 yıllık meslek hayatına dair ayrıntıları paylaşırken, mesleği ilk adımını yurt dışına seyahati sırasında attığını anlattı.

Batı Trakyalı olduğunu belirten Göz, şunları kaydetti:

"Yunanistan'a dayımın yanına gittiğimde, Avrupa'da kadın jokeylerin daha çok bu mesleği yaptığını gördüm. Benim fiziki yapımın çok uygun olduğunu söylediler. Türkiye'ye geldim ve jokey yetiştiren okulları araştırdım. Liseyi bitirmiştim ve Ekrem Kurt Aprante Eğitim Merkezi'ne jokey olmak için başvuruda bulundum. Başvurum kabul edildi ve o gün inanılmaz mutlu oldum. Bu okulda iki yıl eğitim aldım ondan sonra lisansı almaya hak kazandım. Bu işe başladığımda sahada kadın jokey olarak bir veya iki kişiydik. Çevreden, 'Kızım ne işin var at yarışlarında, bak ne güzel kızsın işte, git dışarıda diğer insanlar gibi normal bir iş yap' şeklinde tepkiler geldi. Çünkü jokeylik genelde erkeklerin hakim olduğu bir meslekti. Bu tepkiler beni yıldırmadı. İlk zamanlardan sonra o ata binmeye başladıkça işe aşık olmaya başladım. 'Jokeylik kesinlikle bana göre' diye düşündüm. Erkek mesleği olarak görülüyor ama inanın kadın jokey olarak ben hiçbir zorluk yaşamadım "

Göz, jokeylik için sürekli çalıştığını ve antrenmanlara sabah erken saatlerde başladıklarını, akşam da atla yaklaşık 2 saat gezinti yaptığını anlattı.

Antrenman esnasında bir kez attan düştüğünü belirten Göz, "Atın dört ayağının arasına düştüm yani kesinlikle bana basması gerekiyordu. O hayvan bana basmamak için üstümden sekti ve atlayarak geçti. Geçerken atın uçmasını gördüm. Üzerime basmıyor, insana değer veriyor. İşte o zaman bu mesleği kesinlikle yapmam gerektiğine karar verdim." diye konuştu.

Günler süren antrenmanlar ve eğitimin ardından at yarışlarına girmeye hak kazandığını ifade eden Göz, duygularını şöyle dile getirdi:

"At yarışları için sürekli idman yapıyordum. Apranti eğitim merkezine gelip mekanik at biniyordum. İlk girdiğim 2009 yılındaki Gazi Koşusu'nda kadın binici olarak 3. oldum. Atilla Özsoy'un Orhanbey atı ile kadın binici koşusuna katıldım. Her zaman diyorum ilk yarışımdı ve tecrübesizdim. Ne yapmam gerektiğini de tam olarak bilemiyorsunuz, ilk yarışımda üçüncü olmuştum. 2009 yılında Başbakanlık Kupası Koşusu'nda, ikinci katıldığım kadın binici koşusunda, hırs yaptım, birinci oldum. Birinci olduğumda ilk antrenörümüze sarıldım. Plaket aldım, çok heyecanlandım yani ne söylemem gerektiğini bile toparlayamamıştım."

Göz, doğum yaptığı için yarışlara bir süre ara verdiğini belirterek, "Şu an dikişlerim olduğu için yarışlara katılamıyorum ancak önümüzdeki yarışlara katılmayı düşünüyorum. Çocuğumu da büyüyünce atlara yakınlaştıracağım. Eşim de jokeylik yapıyor. Biz atlardan kopamayız, atlar bizim yaşam biçimimiz, mutlaka hayatımızın bir döneminde at olacaktır." ifadelerini kullandı.

At yarışlarını yanı sıra 4 yıldır Türkiye Jokey Kulübü'nün sosyal sorumluluk projesi olan Atla Terapi Merkezi'nde eğitmenlik yaptığını ifade eden Göz, "Engelli kardeşlerimize ata binmeyi öğretiyoruz. Onların mutlu olmasına yönelik çalışmalar yapıyoruz. Ata binerken burada birçok mucizeye şahit oldum." dedi.

Jokeyliği dünyada kadınların yaptığını belirten Göz, "Kadınlar daha yumuşak oldukları için atla daha iyi anlaşacaklarını düşünüyorlar. Atlar, üzerinde olanın kadın ya da erkek olduğunu fark edebiliyor. Sesinizden, elinizin yumuşaklığından sizin kadın olduğunuzu anlayabiliyor. Ben buna şahit oldum. Erkek arkadaşımın bindiği bir at vardı, zor zapt edilirken, ben bindiğimde sanki üstünde bir bebek taşıyormuş gibi yavaş yavaş taşıdığını biliyorum. ve kesinlikle hissediyor. Türkiye'de kadınlar kendilerine güvensin ve jokey yetiştiren okullara kayıt olsun." diye konuştu.

- "Babamın 6'lı sevdası beni jokey yaptı"

Jokey Sinem Aydın da, 2001'de Apranti Okulu'na kaydolduğunu ve babasının at yarışına olan ilgisinin kendisini jokeylik mesleğine yönlendirdiğini söyledi. Jokeyliğe 16 yaşında başladığını ifade eden Aydın, şunları söyledi:

"Babamın 6'lı sevdası vardı. Evimizde 6'lı izlerken yaptığı bir espri sonucu, 'keşke sen de atlara binsen, bu yarışlara katılsan' dedi. Annem bu söz üzerine İstanbul'daki teyzemi arayıp jokeylik okulu araştırdı. Teyzem araştırıyor ve sonrasında kendimi burada buldum. Beni jokeylik okuluna kaydettirdi. O dönemde konservatuvara gidiyordum, liseyi bırakıp jokeyliğe başladım. Ekrem Kurt Apranti Eğitim Merkezi'nde başvurum, kabul edildikten sonra, 2 yıl bu okulda eğitim gördüm. Eğitim şartları o dönemler çok daha farklıydı sadece at binme üzerine daha çok yoğunlaşmıştık.Yine teorik derslerimiz vardı, aynı zamanda her sabah atların tımarları ve ahırlarını yapıyorduk. Daha sonra idmanlara giriyorduk. Tabii erkeklerin içinde zordu jokey olmak. Çok sayılıydık. Daha sonrasında gelen kız arkadaşlarım oldu. Jokeyliği hırslıysanız yapabiliyorsunuz. Benimle beraber Türkiye'de şu an sadece 9 kadın jokey var."

- "Engelli çocukların ata binerek sosyalleştiğini görüyoruz"

Okuldan mezun olduktan sonra 2013 yılında Bayan Binici Dostluk Kupası Koşusu'na katıldığını anlatan Aydın, şunları anlattı:

"Prenses Şiro diye bir ata bindim. İlk yarışımdı, heyecanlıydım. Kalbim duracak gibiydi, ilk tecrübem olacaktı. Ata bindim gözlerimi kapattım. Bu yarışı bitirmek istiyordum ama sonrasında aksilikler üst üste geldi. Çizmemin altı koptu, kamçımı düşürdüm, sonrasında ayağım boşlukta sallanıyormuş farkında bile değilim. Bütün aksiliklere rağmen muazzam bir heyecan yaşadım. Bir kere özgürsünüz, dünyadaki iletişiminiz her şeyle kopuyor yani çok hızlı bir şekilde gidiyorsunuz, sesleri duyuyorum, tezahürat seslerini, insanların sadece atla o an yaşadığım mucizeyi hissettim. Başka hiçbir şey hatırlamıyorum. Dereceye giremedim ama ilk yarışma olduğu için onu yaşamak bile benim için mutluluktu. Atlar benim için çok şey ifade ediyor; bunlardan biri özgürlük. Gelecekte yurt dışında dereceye girerek ülkemin ismini duyurmak gurur verici olurdu. Umarım bunu gerçekleştirebilirim."

Yeni yarışlara hazırlandığını aktaran Aydın, aynı zamanda atla terapi merkezinde engelli çocuklara atı sevdirdiğini anlattı.

Biniciliğin engellilere katkısı olduğuna dikkati çeken Aydın, sözlerini şöyle tamamladı:

"Engelli çocukların ata binerek sosyalleştiğini görüyoruz. Mesela hiç konuşmayan bir çocuğun, derslere geldiği zaman, 'at, merhaba' gibi sözleri söyleyebildiğini görüyoruz. Her anlamda binicilik engelli çocuklara, kas gelişiminden sosyalleşmesine kadar her türlü katkıyı sağlıyor."

Geri Dön