AYM, kullanım bedeli için yayın durdurma tedbiri kuralını iptal etti

Anayasa Mahkemesi, "kanal ve frekans kullanım bedelini ödemeyen kuruluşların karasal yayınlarının bir ay içinde durdurulacağını" öngören kuralın iptaline karar verdi - Kararın gerekçesinden: - "Sınırlamayla hedeflenen kamu yararı ile ifade ve basın özgürlüğü arasında bulunması gereken makul dengenin kurulamadığı sonucuna ulaşılmıştır"

Anayasa Mahkemesi (AYM), "kanal ve frekans kullanım bedelini ödemeyen kuruluşların karasal yayınlarının bir ay içinde durdurulacağını" öngören kuralı iptal etti.

Resmi Gazete'de yayımlanan karara göre, Danıştay 13. Dairesi, 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 42. maddesindeki "yayın durdurma" kuralını Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle AYM'ye taşıdı.

Tahsili mümkün olan bir alacak nedeniyle özel radyo ve televizyonların yayın faaliyetlerinin bütünüyle durdurulmasının RTÜK alacağının tahsili bakımından zorunlu olmadığı belirtilen başvuruda, bu yaptırım ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantı bulunmadığı, kuralın ölçülülük ilkesini ihlal ettiği ve hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı ifade edildi.

Başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkeme, "kanal ve frekans kullanım bedelini ödemeyen kuruluşların karasal yayınlarının bir ay içinde durdurulacağını" öngören kuralı Anayasa'ya aykırı bularak iptal etti.

Kararın gerekçesinde, kuralla getirilen yayın durdurma tedbirinin, ilgili radyo ve televizyon kanallarının ifade ve basın özgürlüğünü sınırlandırdığına dikkati çekilerek, ifade ve basın özgürlüğüne sınırlama getirilirken Anayasa'nın 13. maddesinin göz önünde bulundurulmasının gerekliliğine işaret edildi.

Frekans bantlarının, ülkenin tamamının hak sahibi olduğu hazine malı niteliğinde olduğu vurgulanan gerekçede, bu nedenle 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu'na göre frekans bantlarının kullanım izninin RTÜK tarafından verildiği hatırlatıldı.

Kanal ve frekans bedelinin ödenmesinin izin sisteminin bir gereği olduğu anımsatılan gerekçede, bu ödemelerin yapılması için idarenin tedbir uygulamasının, Anayasa'nın 26. maddesinde belirtilen izin sistemi kapsamında yapılan sınırlamayı ifade ettiği, bu yönüyle kuralla getirilen sınırlamanın anayasal bakımdan meşru bir amacının bulunduğu kaydedildi.

- "Demokratik toplum düzenine aykırı"

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere "ifade ve basın özgürlüğü"nün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunun altı çizilen gerekçede, şu değerlendirmeye yer verildi:

"Bu bakımdan radyo ve televizyon frekans tahsisi konusunda bir izin sistemi işletilerek bu alanın sağlıklı bir düzene kavuşturulması, kanal ve radyoların sınırlı olan frekansları kullanabilmesine, dolayısıyla ifade ve basın özgürlüklerinin korunmasına hizmet edecektir. Bu itibarla izin sistemi kapsamında kanal ve frekans kullanım ücretinin tahsil edilmesini amaçlayan birtakım tedbirlere başvurulması demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırılık taşımamaktadır. Kuralla öngörülen yayın durdurma yetkisi ile kanal ve frekans kullanım ücretlerinin zamanında ödenmesinin sağlanarak izin sisteminin tam olarak uygulanması amaçlanmıştır. Bu durumda, öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olup olmadığına ve sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır."

Gerekçede, itiraz konusu kuralda, gecikmesi ya da ödenmemesi durumunda gecikme zammı uygulanan ve icra yoluyla da tahsili mümkün olan bir alacak nedeniyle kademeli bir tedbir yöntemi olmaksızın, doğrudan özel radyo veya televizyon yayınının durdurulmasının öngörüldüğü hatırlatıldı.

- "Parasal tutar için sınır yok"

Kanunda, ödenmeyen parasal tutar için bir sınır öngörülmeyip küçük meblağlar için de bu sürecin işletilebilmesine imkan tanındığına dikkat çekilen gerekçede, şunlar kaydedildi:

"Tedbir sonucunda ilgili kanalın faaliyetlerinin durması ve gelirlerinin kesilmesiyle geçici olan yayın durdurma tedbiri kalıcı hale gelebilecektir. Basın özgürlüğüne yönelik sınırlamaların, bireylerin haber alma hakkını da temin ettiğinden daha katı ölçütlere tabi olması gerekir. Bu çerçevede öngörülen tedbirin kuralla ulaşılmak istenen amaç bakımından zorunlu olmadığı, sınırlamayla hedeflenen kamu yararı ile ifade ve basın özgürlüğü arasında bulunması gereken makul dengenin kurulamadığı sonucuna ulaşılmıştır."