Koronavirüs karantinası günlerinde Roma: Görünmez kafeslerde yaşam

Çin'den sonra koronavirüs salgınının en çok kişiyi öldürdüğü İtalya, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş tedbirlerle karşı karşıya. Roma'da yaşayan gazeteci Övgü Pınar, sadece birkaç gün içinde ülkede hayatın nasıl değiştiğini yazdı.

Koronavirüs karantinası günlerinde Roma: Görünmez kafeslerde yaşam

*Çin'den sonra koronavirüs salgınının en çok kişiyi öldürdüğü İtalya, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana görülmemiş tedbirlerle karşı karşıya. Roma'da yaşayan gazeteci Övgü Pınar, sadece birkaç gün içinde ülkede hayatın nasıl değiştiğini yazdı**:*

Tüm ülke "karantinaya" alınmadan birkaç saat önce, Pazartesi öğlen saatlerinde Roma'nın karakteristik mahallelerinden Testaccio'da bir arkadaşımla öğle yemeği yiyoruz. Mahallenin her gün bu saatlerde dolup taşan pazar yeri bomboş. Pazar alanındaki yemek büfelerinden enfes sandviçleriyle ünlü birinden en sevdiğim sandviçi, yıllardır ilk kez sıra beklemeden alıyorum.

Sandviçlerimizi yedikten sonra arkadaşımın annesi Teresa için süpermarket alışverişi yapıyoruz. 75 yaşındaki Teresa, koronavirüs korkusu nedeniyle günlerdir evinden çıkmıyor. Ülkedeki 463 koronavirüs ölümünün yüzde 89'unun 70 yaş ve üzerindekilerden oluştuğunu düşününce bu korkuya hak vermemek mümkün değil.

İtalya

Makarna, kahve gibi İtalyanlar için olmazsa olmazları ve konserve gibi uzun ömürlü gıdaları 4 büyük poşete doldurup Teresa'nın evine gidiyoruz.

Poşetleri kapının önüne bırakıp kapıyı çalıyoruz ve birkaç metre geriye çekiliyoruz. Kapıyı açıyor, bize teşekkür ediyor, uzaktan el sallıyoruz, kısaca hal hatır sorup ayrılıyoruz.

İtalya

Koronavirüsün yayılmasını kontrol altına almaya çalışan hükümetin getirdiği kural ve tavsiyelere harfiyen uyuyoruz.

Artık karşılaştığımız, görüştüğümüz insanlara sarılmıyoruz, öpüşmüyoruz, tokalaşmıyoruz; birkaç adım uzaktan, elimizi kolumuzu nereye koyacağımızı bilemeden bakışıp gülümsüyoruz.

Duygu ve düşüncelerini ellerini kullanmadan, birbirine dokunmadan ifade etmeleri güç olan İtalyanlar şimdi sevdiklerine, komşularına 1 metreden fazla yaklaşamıyor.

Etrafımızda bir metre yarı çapında görünmez bir kafes varmış gibi hareket ediyoruz.

Kafe ve restoranşların büyük kısmı boş.

Neyse ki cappuccino ve kruvasan var

Tüm ülkede seyahatlere ve toplu buluşmalara kısıtlamalar getiren kararnamenin yürürlüğe girdiği bu sabah, hem nasıl bir Roma'ya uyandığıma bakmak hem de eczane-süpermarket alışverişi yapmak için dışarı çıkıyorum.

Sokakta 1-2 kişi var. Birbirimize, bir anda kendilerini apokaliptik bir dünyada bulmuş insanlar gibi şaşkın ve sorgular bakışlarla bakıyoruz.

Gıda alışverişi yapmak, dışarı çıkmak için geçerli bir sebep sayılıyor. Kafe-restoranlar da 06.00-18.00 saatleri arasında açık kalabiliyor, ancak bazıları ya yeterince müşteri gelmediği ya da 1 metre kuralını uygulamaları mümkün olmadığı için kapalı.

Sabahları sıklıkla cappuccino içmek için uğradığım kafenin açık olduğunu, dışarıdaki masalara iç ısıtan bir güneş vurduğunu görünce apokaliptik ruh halinden sıyrılıyorum.

Koronavirus

İtalya

Kafenin normalde dip dibe duran, yan masalardakilerin sohbetlerine dahil olmanızı sağlayan masaları, aralarında birkaç metre mesafe olacak şekilde yeniden düzenlenmiş, kaldırılan masalar artık ihtiyaç duyulmayan eşya gibi bir köşeye yığılmış.

Kafenin kapısında da, son günlerde hemen her işletmede gördüğüme benzer bir uyarı afişi asılı: İçeriye ancak belli sayıda müşterinin girebileceği ve 1 metrelik mesafe kuralına uyulması gerektiği yazıyor.

Kurallara uyarak kafe çalışanlarına da fazla yaklaşmadan cappuccino ve kruvasanımı alıyorum, güneş altındaki masalardan birinde kahvaltımı yaparken yavaş yavaş bir normallik hissi hakim olmaya başlıyor.

Ne idüğü hala net anlaşılamamış görünmez bir düşman, bir virüs yüzünden tamamı karantina altına alınan ilk ülkede, yeni kurallara alışmaya çalışmanın şaşkınlığıyla da olsa hala sıradan bir kahvaltı yapabileceğimi fark etmek bir "oh" dedirtiyor.

İtalyan polisi, sokaklarda devriye geziyor. Ülkede acil ihtiyaçlar dışında sokağa çıkılmaması tavsiye ediliyor.

Polis devriyeleri sokakta

Kafeden kalkarken bir belediye otobüsünün geçtiğini görüyorum. Otobüs de sokaklar da neredeyse tamamen boş ama toplu taşıma hizmetinin devam etmesi de bir yaşam belirtisi gibi geliyor.

Eczaneye doğru ilerlerken, devriye gezer gibi görünen bir polis aracıyla karşılaşıyorum. Beni gözleriyle takip ettiklerini, eczaneye yöneldiğimi görünce bakmayı bıraktıklarını hissediyorum.

Eczacı, içeride 2 müşteri olması sebebiyle dışarıda beklemem gerektiğini söylüyor. 1 metre kuralı nedeniyle aynı anda en fazla 2 kişinin girmesine izin veriyor. Dışarıda beklediğim birkaç dakika içinde arkamda, yine en az birer metre mesafeyle, 3-4 kişilik bir sıra oluşuyor.

Ardından gittiğim süpermarkette de durum aynı. Kapıda yine "1 metre" kuralını hatırlatan afiş, içeride de birbirinden uzak durmaya özen gösteren müşteriler, çalışanlar.

3 Nisan'a kadar sürmesi planlanan koronavirüs tedbirlerinden, sosyal yaşam için belki de en zorlarından biri olan bu 1 metre kuralı şimdiden benimsenmiş görünüyor. Haftalarca birbirlerine en az 1 metre mesafeden bakmanın, İtalyanlar üzerinde nasıl bir psikolojik-toplumsal etki yapacağını ise zaman gösterecek.