Nehir Erdoğan ölümden dönmüş!

'Yabancı Damat'ın ardından iki sezondur 'Tatlı Bela Fadime' adlı dizide izlediğimiz Nehir Erdoğan'ın iki yaşında beşinci kattan düşüp ölümden kıl payı kurtulduğunu ve kanser hastası babasını üzmemek için de üniversitede işletme bölümünü bitirdiğini biliyor muydunuz? Kelebek Gazetesi'nin röportajına göre, Nehir Erdoğan'ın hiç bilmediğiniz yanları...

'Tatlı Bela Fadime' dizisi devam edecek mi?

Hayır devam etmeyecek. 36 bölüm süren, çok sıcak, içinde yer almaktan çok keyif aldığım bir iş oldu. Yönetmeni Cankat Ergin ve ekibiyle inanılmaz huzur ve mutlulukla çalıştım... Füsun Demirel, Cezmi Baskın, Sema Aybars, Arif Erkin ve daha birçok ustayla çok neşeli bir sezonu daha devirdik. Yaptığım işlerle farklı yörelerin, farklı kültürlerini yaşayarak öğrenmek hiçbir turistik seyahatte edinilebilecek bir tecrübe değil. Şimdi bir tarafım da Trabzonlu.

Ve hemen gelelim Türk-Amerikan yapımı olan ve Amerika'da çekilen filme; 'Broken Angel'... Bu filmle ilgili teklif nasıl geldi?

Filmin yönetmeni Aclan ve yapımcısı olan eşi Leslie ile film için oyuncu aradığı dönemde tanıştık. Onların arkadaşı Ruba'nın ismimi önermesi sonucunda... Ruba ile de tanışmıyorduk aslında. Aclanlar Türkiye'de yaşamadıkları için kast için Ruba'dan yardım istemişler. Benim de daha önceki sinema filmlerimin yeni gösterimde olduğu dönemdi. Aklına ben gelmişim. Akabinde tanıştık. Bir oyunculuk sınavına tabi tutuldum. Ne kadar heyecanlı olduğumu hatırlıyorum. Sonra birlikte yol almaya karar verdik. Filmin çekimiyle ilgili maddi-manevi hazırlıklar iki sene kadar sürdü. Derken 2007 Ağustos ayında tamamlanan çekimlerden sonra film 2008 Mart'ında Türkiye'de gösterime girdi.

Şimdi Nehir Erdoğan Hollywood'a adım attı diyebilir miyiz?

Hollywood'u bir sınır çizgisi ve bir adımla içeri girilecek bir yer olarak görmüyorum. Ben işimi yaparken adımlarla değil, yaptığım işten aldığım zevkle ve o işe yapacağım katkıyla ilgileniyorum. 'Broken Angel' benim için oyunculuğum adına çok tatmin olduğum bir iş oldu.

Bir ara Amerika'ya gittin. Eric Morris'in derslerine katıldın. Yararlı oldu mu?

Hayatta yaşadığım her anın her duygunun acılar ve üzüntüler de dahil, ben olmamda yerini bulduğunu biliyorum. Eric Morris sınıfında yaşadığım tecrübeler de, muhakkak bir yerlerde harmanlanmış ve bana yansımıştır. Ama oyunculukla ilgili en büyük eğitimi önce hayatın kendisinden, sonra da bugüne kadar içinde bulunduğum setlerden aldığıma inanıyorum.

Yeni projeleri konuşalım mı?

Aslına bakarsanız projeleri anlatmaktan çok, hayata geçirmeyi daha çok seviyorum. Ama şimdilik en azından, seneye Erler Film ile yeni bir dizi projesinde yer alacağımı söyleyebilirim.

İstediğin, beklediğin bir rol var mı?

Hayallerimi tek bir şey üzerine odaklayıp, kendimi kalıba sokmam. Kollarımı açarım ve bana iyi gelecek şeyleri yapmak isterim. Ama şöyle fiziksel aktivitesi bol olan, adrenalini bol, atlamalı zıplamalı bir aksiyon karakter olsa hiç de ‘hayır' demem.

Bunca dizinin olması sence sağlıklı mı?

Çalışmaktan ve üretmekten hiçbir zarar gelmeyeceğini düşünüyorum. Ne kadar çok iş olursa, o kadar daha hızlı ve daha ileriye gidileceğine inanıyorum. Ama son dönemde bu işin biraz abartıldığına, gerek çalışma saatleri, gerek çalışma koşulları bakımından, insan haklarına aykırı durumların ortaya çıktığına ben de bir dizi çalışanı olarak fena halde şahit oluyorum. Bu durum oyunculardan çok set çalışanları açısından böyle.

Yaşam öyküne bakınca hırslı, azimli, ve çalışkan bir genç kız görüyoruz. Konservatuvar okumak istedin ama ailenin ısrarıyla işletme eğitimi aldın. Ancak yılmadın, radyo televizyon ve sinema konusunda lisans üstü eğitimi aldın. Hedefin hep belli miydi, yoksa yavaş yavaş mı şekillendi?

Öyle çok büyük başlıklı hedeflerim olmadı hiçbir zaman. İşletme okumak zorundaydım. Bir şekilde oyunculuk yapmak istiyordum. Bunun için İstanbul'a gelmem gerektiğini düşünüyordum. Ama benim oyunculuk yapmama izin vermedikleri gibi, İstanbul'a gelmeme de izin vermiyorlardı. Ben de onların istediği bölümü yazarak ve bu bölümü İstanbul'da kazanarak en azından bu şehre gelmeyi başardım. Sonra okulu tam zamanında, dört yılda bitirdim. Çünkü bir taraftan ailemi, özellikle babamı üzmek istemiyordum, üniversite yıllarında kansere yakalanan babamın gözünün arkada kalmasını istemiyordum. Onun tek isteği, biraz garantici bir yaklaşım da olsa, kızının elinde -ona göre- geçerli bir diploma olmasıydı. Sonra hangi mesleği istersem seçebilirdim. Sonuçta biraz uzatılmış bir yol gibi dursa da ben hem ailemi üzmemeyi, hem de kendi istediğim hayatta ilerlemeyi seçtim. Önce sevdiğim insanların içlerini rahatlattığım için de ben de yolumda içim daha rahat ilerledim.

Önceleri televizyonda çalıştın, sunuculuk yaptın. Oyunculuk kararını nasıl verdin?

O istek zaten hep vardı; ama açıkçası bunun için çok fazla adım da atmıyordum. Sunuculuk yaptığım ‘Telepazar'daki arkadaşım Hilmi, bir gün, ‘Koçum Benim' adlı yeni bir diziden bahsetti ve bana ‘Oynamak ister misin?' diye sordu. O dönem üniversite son sınıftaydım ve derslerime çok ağırlık vermem gereken bir dönemdi. Ama görüşmeye gittiğimde çekimlerin sadece hafta sonları yapılacağını öğrendim. Küçücük başımla tek bir şartım vardı. Dublajımı kendim yapmak, kendimi kendim seslendirmek. Bana daha önce dublaj yapıp yapmadığımı sordular. ‘Hayır' dedim, ‘Ama yapabilirim.' Başka türlü oyunculuk yaptığıma inanmazdım. Neyse ki bana inandılar. Böylece 47 bölüm sürecek olan ilk işim başladı.

Mucizelere inanır mısın diye sormayacağım, çünkü sen zaten mucizesin. Mesela, iki yaşında beşinci kattan düştün ve hayatta kaldın. Bu nasıl oldu?

Bu olayın çoğunu tabii ki anlatılanlardan hatırlasam da yine de hafızamda parça parça anlar var. O gün İzmir'in merkezinde amcamın işyerindeymişiz. Annem ağabeyimle okul alışverişine çıkacağı için beni babamın yanına bırakmış. Benim hatırladığım annemin durmadan bana apartmanın merdiven boşluğuna çıkmamamı tembihlemesi. Ve benim de annem gider gitmez kapının dışına, apartmana çıkışım. Trabzon boşluğundan düşmüşüm. Her katta saksılık varmış. Ama apartman biraz eski olduğu için bazı katlarda bu saksılıkların ucundaki yuvarlak halka kısım kopmuş. Sadece demir çubukları kalmış. Benim de kazağım, sol kolumun altından, kalbimin tam yanından, ikinci kattaki demir çubuğa takılmış. Yani bir üç kat düşüp ikinci katta asılı kalmışım. Yine parça parça orada asılı olduğum anı hatırlıyorum. Bilinçsiz bir şekilde kazağımı takıldığı yerden kurtarmaya çalışıyordum... Ortalıkta olmadığımı bir süre sonra şirket çalışanları fark etmiş ve her yere baktıktan sonra beni orada bulmuşlar. Ağlamıyormuşum bile... Sonrası annem ve babam için büyük bir travma tabii.

16 Haziran 1980 İzmir doğumlu Nehir Erdoğan. Bu ay doğduğun ay... Yeni yaşın kutlu olsun. Neler hissediyorsun?

28'inci yılıma girdim. Anlatacak bir yıl daha ekledim kendime. Yaşadığım her yılı bazen acı, bazen güzel anılarıyla hatırlıyorum. Bundan sonra da hayatı geldiği gibi mutluluklarla yaşamayı istiyorum.

Dünyaya geldiğin kenti, İzmir'i özlüyor musun?

İzmir'i hep özlüyorum...Çok özlüyorum. Oradaki neşeye, içten gelen doğal kahkahaya, insanların yüzündeki sebepsiz mutluluğa dünyanın başka hiçbir kentinde rastlamadım. Bu yüzden bulduğum her fırsatta İzmir'e kaçıyorum.

İzmir'in kızları güzel olur derler, öyle bilinir. Bunun sırrı nedir, neden böyledir?

İzmir'in kızları gerçekten çok güzeller. Öyle ki insanı komplekse sokacak kadar şahane salınırlar güzelim Kordon'da. Bunun sırrını bilmiyorum. Ama tahminim, içlerinden gelen doğal özgüven, hayatla o denli barışık olma halleri, neşeleri, gözlerinin ta içinden gülmeleri, bir şekilde yüzlerine de, vücut dillerine de yansıyor. Sanırım neşe en büyük güzellik kaynağı.

Herkesin bir takıntısı var. Bildiğim kadarıyla seninki de kendini izleyememek. Nedir bu?

Aslında bu bir takıntı boyutunda değil. Bunu söylediğimde ‘Okul' filmi yeni vizyona girmişti. Birden koca sinema perdesinde her şeyimle kendimi görmek biraz garip hissettirmişti. Şu an öyle bir durum yok. Ama ekrana yapışıp kendime hayran hayran da bakmıyorum. Çoğu zaman çektiğim dizileri izleyemiyorum bile. Yayın esnasında biz gelecek bölümü çekiyor oluyoruz. Benim işimin asli kısmı sette. Sonrası benden daha önce seyircinin izleyeceği taraf.

Bir dönem basından, kameralardan inanılmaz kaçtın, saklandın. Oysa sen de bir zamanlar televizyon röportajları yaptın. Meslektaşındı onlar. Nedendi o kaçış?

Onlar ya da ben diye bir durum söz konusu değil. Hepimiz aynı çevrede işimizi yapıyoruz. Başta, birkaç asparagas haber çıktığında ürktüğüm, şaşırdığım günler oldu. O günlerde, "Ben onları başka bir yere koymadım, onlar beni bir anda başka bir tarafa geçirdiler" diye de düşünebilirdim. Ama ilk şaşkınlıktan sonra üzerinde fazla durmamayı öğrendim. Herkesin doğru ya da yanlış işini yapmaya çalıştığı, kimseye doğru-yanlış dayatmasını benim yapamayacağım fikrine kendimi alıştırdım. Aslına bakarsanız, özel olarak kaçıp saklanma durumum da çok olmadı. Ama beş senedir aralıksız dizi çekiyorum. Dizilerin çalışma koşulları hepimizce malum. Bu koşullarda zaten set ve ev dışında başka bir yerde olmaya pek vaktim olmuyor.

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler