Abdülfettah el Sisi kimdir?

Dünya onu merak ediyor. İşte Abdülfettah el Sisi'nin bilinmeyenleri

Abdülfettah el Sisi kimdir?

Arap Baharı’nın en yakından takip edilen ülkesi belki de Mısır’dı. Halk artık her açıdan bunaldığı Mübarek rejimini devirmek için günler boyu Tahrir Meydanı’nı işgal etmiş, dünya da ülkedeki her gelişmeyi canlı yayında izlemişti. Dünyanın canlı yayında izlenen ilk devriminin ikinci aşamasında ordu geçici olarak yönetimi ele almış ve seçimler sonuçlanana kadar iktidarda kalmıştı. Fakat kendisini bir geçiş yönetimi olarak tanımlayan ordu, iktidarı seçimlerin galibi Müslüman Kardeşler’e bırakmadan hemen önce anayasaya sessiz sedasız bir madde koyarak cumhurbaşkanının yetkilerini önemli ölçüde sınırlandırmıştı.


Ordu tarafından “Dişleri ve tırnakları sökülmüş bir aslan” biçiminde konumlandırılan Mursi’nin iktidarı yalnızca 1 yıl sürdü. Mısır ordusu, devrimin kazanımlarını hiçe saydığı gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi'yi 3 Temmuz'da devirerek, yönetime el koydu.


Darbenin başındaki isim ise, Mursi’nin kendine yakın hissettiği için savunma bakanı ve genelkurmay başkanı görevlerine getirdiği Abdülfettah el Sisi idi. Mısır halkının geneli, bu gizemli generali 50’li ve 60’lı yılların karizmatik fakat acımasız lideri Cemal Abdül Nasır'a benzetiyor. Fakat Sisi dünyanın gözünde öylesine gizemli bir karakter ki, krizdeki Mısır için atacağı bir sonraki adımın ne olacağını kimse önceden kestiremiyor. Basına oldukça nadir konuşan generalin yakınları ve silah arkadaşları da onun hakkında konuşma fikrine pek hevesli yaklaşmıyorlar. Haliyle onu tanımaya çocukluğunu geçirdiği Cemaliye'den başlamak en iyi seçenek gibi görünüyor.


Sisi pek çok Mısırlı gibi dindar bir aileye mensup. 'Hasan' olarak da bilinen baba Hüseyin Halil el Sisi’nin Cemaliye'deki dükkanları, aile hakkında birçok ipucu veriyor. “Tanrıdan başka ilah yoktur” dizesiyle karşılandığınız dükkanda titizlikle işlenmiş el yapımı ve sedef işlemeli sandıklar göze çarpıyor. Dükkan müdürü Hüseyin Ali, kendisinin general hakkında konuşmaması konusunda tembihlendiğiyle söze başlıyor. “Fakat benimle Abdülfettah hakkında konuşmanıza gerek yok. Babası Hasan’ı konuştuğunuzda zaten oğullarını konuşmuş sayılırsınız” diyor Hüseyin Ali ve ekliyor: “Oğulları Hasan’ın kopyası gibidir.” Tarih ve hukuk alanında okumaktan hoşlanan Hasan el Sisi’nin en büyük zevklerinden biri, Mısır milli müziğinin en ünlü isimlerinden Ümmü Gülsüm’ü dinlemekti. Muhafazakar bir müslüman olan Hasan, ilgi gösterdiği hiçbir konuda aşırıya kaçmamış. 3’ü erkek 8 çocuklu ailenin tüm çocukları üniversite mezunu. “Hasan ticareti severdi, oğlu Hüseyin onu takip etti. Hasan hukukla ilgilenirdi, oğlu Ahmet hakim oldu. Hasan tıpkı bir komutan gibiydi yaptığı her işi zamanında, düzenli ve hatasız yapardı. Ve oğlu Abdülfettah bir komutan oldu.”


Abdülfettah’ın karakter olarak babasına çok benzediğini ifade eden mağaza müdürü Hüseyin Ali, baba Hasan’ın çevresindeki insanları ikna etmede çok başarılı olduğunu şu sözlerle dile getiriyor: “Bir doktorla konuşuyorsa doktorla konuşması gerektiği gibi konuşurdu. Bir işçiyle konuşuyorsa yine onun dilinden konuşurdu. Çocukları da bu özelliğini ondan aldı.”


Mağaza müdürünün kardeşi ve bir diğer mağaza çalışanı Tamer, Abdülfettah’ın gençken de “komutan” olarak çağrıldığını ifade ediyor. Otorite sahibi bir dinleyici olarak tanımladığı Abdülfettah’ın uzun süre oturup bazen sadece birkaç kelime konuştuğunu söyleyen Tamer’e göre Abdülfettah ile babasının ayrıldığı tek konu ise mizahtı. Baba Hasan’ın fıkra anlatmaya bayıldığını aktaran Tamer, babasının aksine Abdülfettah’ın çok nadir şakalaştığını aktarıyor.


General Sisi hakkında “zoraki” konuşan isimlerden biri de abisi Ahmet el Sisi. Kardeşi Abdülfettah’ın 3’ü erkek 4 çocuk sahibi olduğunu aktaran Ahmet el Sisi, komutanın eşinin başörtüsü taktığını fakat başörtüsünü eski kuşak Mısırlı kadınlar gibi değil, bugün Mısırlı kadınların tercih ettiği tarzda kullandığını ifade ediyor ve gururla ekliyor: “Yöneten bir aileden geliyoruz, yönetilen değil.” SAVAŞ YILLARINA DOĞDU Mısır askeri tarihinin önemli kilometre taşları Sisi’nin çocukluk dönemine denk düşmüştü. Cemal Abdül Nasır'ın iktidara gelmesinden iki yıl önce, 1954’te dünyaya gelen Sisi, İngiltere, Fransa ve İsrail kuvvetlerinin Süveyş Kanalı’na saldırdığı sırada henüz 2 yaşındaydı. İsrail, Ürdün, Suriye ve Mısır’a aynı anda savaş açtığında henüz 12 yaşında olan Sisi, askeri okuldan mezun olarak subay olmasına 2 yıl kala ülkesi Mısır (1973) , İsrail’i Sina Yarımadası’ndan çıkarmayı başarmıştı. 1978 yılında Mısır ve İsrail arasındaki savaşları bitiren Camp David anlaşması imzalanmış ve o tarihten itibaren Ortadoğu’daki tüm roller yeniden yazılmıştı.


Mısır ordusunun ABD’den yılda ortalama 1 milyar doların üzerinde yardım almaya başladığı bir dönemde ordudaki kariyerine başlayan el Sisi’nin mali konularda silah arkadaşlarına nazaran nispeten daha temiz bir sicile sahip olduğu düşünülüyor. ABD'DE EĞİTİM Ortadoğu’nun en karışık olduğu dönemlerden sayılan 2006 yılında, Abdülfettah el Sisi, ABD’nin en prestijli asker okullarından Birleşik Devletler Ordu Savaş Üniversitesi’nde eğitim gördü. Üniversitedeki öğretim görevlilerinden Prof. Şerife Zuhur o dönem Irak Savaşı’ndan yeni dönmüş, öfkeli ve savaş bunalımı yaşayan birçok ABD askeri ile aynı ortamda bulunan Sisi’yi “tartışmaya hazır fakat sakin” olarak tanımlıyor. “Yerinde başkası olsa kolayca sinirlenebilir ve kontrolünü kaybedebilirdi” diyen Zuhur, Sisi’nin sessiz kalmadığını, daha ziyade beklediğini, izlediğini ve düşünceye daldığını ifade ediyor.


Mısır’da devrimin yaşandığı günlerde ordunun en tepesindeki isim Hüseyin Tantavi idi. Uzun yıllar boyu genelkurmay başkanlığı görevini sürdüren Tatvani, Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesinden yaklaşık 6 hafta sonra emekli edildi ve yerine o güne kadar ismi pek duyulmamış Abdülfettah el Sisi genelkurmay başkanlığı ve savunma bakanlığı görevine getirildi. Orduda revizyon yapmak isteyen Mursi, Tantavi’nin yerine kendisiyle uyumlu çalışabileceğine inandığı Sisi’yi göreve atamıştı. Fakat Mısırlı pek çok gazeteci ve siyaset uzmanı, Tantavi’nin görevi bırakmadan önce el Sisi’yi varisi olarak ön plana çıkardığını iddia ediyor.


Mısır’ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı, göreve geldiği günlerde ekonomik imtiyazlarına saygı gösterdiği sürece ordunun kendisine karşı pozisyon almayacağını düşünüyordu. Fakat işler beklediği gibi gitmedi. Mursi ve Sisi özellikle Sina Yarımadası’ndaki politikalar üzerinde ayrılıklar yaşadı. Mursi, Hizbullah yanlısı grupların Sina Yarımadası’ndaki etkinliğine göz yumarken, Sisi Sina Yarımadası politikalarında Mısır’ın müttefikleri ABD ve AB ile aynı çizgide kalması gerektiğine ve İsrail karşıtı Hizbullah yanlısı grupların Mısır’ın bölgedeki çıkarlarına zarar vereceğine inanıyordu. Gittikçe otoriterleşen tutumu karşısında emniyet güçleri Mursi'nin yanında yer almayı tercih ederken, Sisi hükümet çizgisi dışında kalmayı tercih etti ve muhalefet gruplarıyla görüşmeler yaptı. Geçtiğimiz Mayıs ayında eski ordu elitleri ve entellektüellerle askeri bir etkinlikte bir araya gelen Sisi, harekete geçmesi yönündeki telkinlere karşın acele edilmemesi gerektiği ve “her şeyin zamanı gelince yapılması gerektiği” fikrini etrafındakilerle paylaştı.


Haziran ayı sonunda Mursi karşıtı gösteriler doruk noktasına ulaşırken, Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi pek ortalıkta görünmüyordu. Çünkü geri planda çok daha önemli bir işi vardı. Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ve Müslüman Kardeşler'in kendilerini asacakları ipi mümkün olduğunca uzun tutmak. Mısır'ın birçok kentinde milyonlarca insan sokaklara dökülerek, daha fazla demokrasi talebinde bulunurken Cumhurbaşkanı Mursi ve Müslüman Kardeşler, savundukları değerlerden geri adım atmıyor ve muhalefetle uzlaşmaya yanaşmıyordu. Mursi görüşmelere hazır olduğunu açıkladığında ise, artık çok geçti. Pusuda yatan Genelkurmay Başkanı Abdülfettah el Sisi ortaya çıkmış ve 3 Temmuz'da darbe yapmıştı. Mısır'ın seçilmiş ilk cumhurbaşkanı Muhammed Mursi ise, gözaltına alınarak bilinmeyen bir yere götürülmüştü.

Ntvmsnbc

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Diğer Haberler