ABD Başkanlık Seçimleri: Joe Biden, Donald Trump'ın rakibi olursa başkan seçilebilir mi?

Eski başkan yardımcısı Joe Biden, 3 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimleri öncesi Demokrat Parti'nin başkan adaylığı yarışında ilk kez delege sayısında Vermont Senatörü Bernie Sanders'i geçti. İktisatçı Ergin Yıldızoğlu'na seçimler hakkında tahmin yaparken iki etken göz önünde bulundurulmalı: ABD ekonomisinin performansı ve koronavirüs salgını.

ABD Başkanlık Seçimleri: Joe Biden, Donald Trump'ın rakibi olursa başkan seçilebilir mi?

ABD'de 3 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimleri öncesi Demokrat Parti'nin başkan adayının belirlenmesine yönelik ön seçimler sürecinde, listede yalnızca eski başkan yardımcısı Joe Biden ve Vermont Senatörü Bernie Sanders kaldı. Biden, eski başkan Barack Obama'nın politikalarını, diğer bir deyişle partinin geleneksel merkez sol çizgisini temsil ettiğini iddia ediyor. Sanders ise "sosyalist" eğilimi temsil ediyor, bir nostaljiyi değil ve kendi deyimiyle "gerçek bir değişiklik getirecek devrimci bir politika" vadediyor.

Demokrat Parti'nin seçkinleri ve kurumsal yapısı, Sanders'ın ABD seçmeninden oy almakta zorlanacağına, Cumhuriyetçi Başkan Trump karşısında başarılı olamayacağına inanıyor. Bu nedenle, Obama ve Clintonlar Sanders'e karşı cephe aldılar.

Yarışı terk eden diğer adaylar Amy Klobucher, Pete Buttigieg ve Michael Bloomberg ılımlı çizgiyi temsil eden Biden'i destelediklerini açıkladılar. Elizabeth Warren da yarıştan çekildi ancak kime destek verdiğini açıklamadı. Biden etrafında bir birliktelik oluşmasıyla, Sanders'in, Warren'ın desteğini alsa bile, Demokrat Parti'nin başkan adayı olma şansı, olağandışı bir durum oluşmazsa kalmıyor.

Wall Street Journal gazetesinin aktardıklarından, bu gelişmelerin mali piyasalarda, "Demokrat Parti, Trump'a karşı destekleyebileceğimiz bir aday çıkaracak" algısıyla olumlu karşılandığı anlaşılıyor.

Yatırım şirketi JP Morgan'dan strateji uzmanı Hugh Gimber'e göre piyasalar, Sanders'ın özellikle sağlık sistemine ve büyük teknoloji şirketlerine yönelik planlarından kaygı duyuyormuş.

"Joe Biden, Donald Trump karşısında başarılı olur mu?" sorusuna ise tatmin edici bir cevap vermek kolay değil. Özellikle de koronavirüs salgınının etkisiyle hızla bozulmaya başlayan ekonomik finansal koşullarda belirsizlikler ve komplo teorilerine ilgi artarken, merkezi hükümetlere ve yönetici seçkinlere güvensizlik derinleşirken...

Biden ve Sanders

Ön seçimler başladığında Biden, Iowa ve New Hamshire gibi geçmişte başkanlık seçimlerinde önemli rol oynamış iki eyalette parti liderliğinde güvensizlik yaratacak kadar başarısız oldu.

Bu iki sonuç, momentumun Sanders'ten yana şekillenmeye başladığını düşündürüyordu.

Biden, 1988 ve 2008 adaylık yarışmalarında kaybettiği South Caroliana eyaletindeki seçimlerde büyük bir başarı gösterince bu kötümserlik dağıldı.

Adayların 14 eyalette yarıştığı "Süper Salı" seçimlerinde, Biden 10 eyalette güçlü bir performansla kazanınca, Sanders'in yakaladığı düşünülen "momentum" kırıldı. "Süper Salı" seçimlerinden sonra Warren dışında tüm adaylar çekilerek Biden'ı desteklediklerini açıklayınca, Sanders'in adaylığı kazanma olasılığı iyice zayıfladı ve momentum Biden'dan yana değişti.

Biden'in başarısının arkasında, Washington Post gazetesinin bir araştırmasına göre, Demokrat Parti'nin "Trump gitsin de ne olursa olsun" diyen ılımlı seçmeninden, orta sınıftan sağlıklı yaşam meraklısı anneler olarak anılan bir kesimden, Latin Amerika kökenlilerin yaşlı kuşağından ve Obama'nın desteğinin de katkısıyla Afrika-kökenli Amerikalılardan oluşan bir koalisyon var.

Sanders ise ilericilerden, Latin Amerika kökenlilerden ve gençlerden oy alıyor. Buna karşılık Sanders'ın siyahilerin oylarını almakta zorlandığı, gençlerin ilgisini umduğu oranda uyandıramadığı, geçmişte oy vermeyen seçmeni canlandırmayı başaramadığı görülüyor.

New York Times gazetesi için seçimleri izleyen Sydney Amber de Sanders'in kampanyasının, muhalefetin Biden etrafında bu kadar hızlı ve güçlü biçimde toplanmasını beklemediğini, hazırlıksız yakalandığını aktarıyor.

'Sanders'in toparlanması artık olanaksız'

The Independent Gazetesi'nden Andrew Feinberg, Demokrat Parti'den birkaç analist ve siyaset bilimciyle yaptığı konuşmalardan sonra partiyi içerden bilenlerin, "Sanders'in toparlanması artık olanaksız" dediklerini aktarıyor.

Analistler, Sanders'ın parti üyelerinden umduğu desteği bulamamasında, "kampanyasının fazla solda olması, komplo teorilerini andıran 'herkes bize karşı' havası ve kendileriyle yüzde yüz anlaşmayanları 'gerçek demokrat' olarak görmemesinin" önemli rol oynadığını düşünüyor.

Başkan Donald Trump'ın, Joe Biden'den, onu zayıflatmak için yabancı güçlerden yardım isteyecek kadar çekinmesi, Sanders'in haksızlığa uğramakta olduğuna ilişkin Twitter mesajları, analistlerin yorumlarını, partinin ılımlı kesimlerinin algılarını destekliyor.

Bu analistlere ve birçok New York Times, Washington Post yazarına göre, Demokrat Parti seçmeni, Biden'in adaylığından tatmin olmuş değil ancak Trump karşısında, "hoşnutsuz merkezin" oylarını almaya uygun tek aday olduğunu düşünüyormuş.

Bir yorumcunun belirttiği üzere, geçen seçimlerde Al Gore, John Kerry ve Hillary Clinton da kazanmaya uygun adaylar olarak görülüyordu. Hepsi seçimlerde kaybettiler.

Şimdi yanıtı merakla beklenen soru şu: Biden, Trump karşısında ne kadar başarılı olabilir? Bu sorunun cevabı her şeyden önce Alain Friedman'ın vurguladığı gibi Joe Biden'in partiyi birleştirme becerisinde yatıyor.

Friedman'a göre bunun için öncelikle Sanders'in adaylık seçimlerini adaletli ve kuşkuya yer bırakmayacak ve taraftarlarını yabancılaştırmayacak biçimde kaybetmesi gerekiyor. "Çünkü çok parlak bir adayınız yoksa (ki Biden parlak bir aday değil) çok parlak bir seçmen koalisyonu kurmayı becermeniz gerekiyor".

İkincisi, durum Biden'in mali kaynaklarına, tartışmalarda göstereceği beceriye, kampanyasının etkisine bağlı. Friedman, "'Derin bir kasaya' sahip olan Bloomberg'in Biden'i desteklemeye karar vermiş olması bu bağlamda önemli bir avantaj olarak görülebilir" diyor.

Bunlardan sonra 3 Kasım seçimlerinin olası sonuçları üzerinde düşünürken göz önünde tutulması gereken iki etken daha var. Ekonominin performansı ve koronavirüs salgını.

Daha koronavirüs salgını başlamadan, ABD ekonomisi ve dünya ekonomisi yavaşlama sinyalleri veriyordu. Ticaret savaşları, Trump'a oy veren kırsal kesimleri ve sanayi işçilerini etkilemeye başlamıştı.

Borsalardaki aşırı yükseklik, borç piyasasındaki kırılganlık, bir durgunluk ortamında, bir mali krizi tetikleme riski taşıyordu. Bu bağlamda Trump'ın en büyük korkusu seçimlere ekonomik yavaşlamayla hatta resesyon ortamında gitmekti.

Koronavirüs salgını daha ABD'ye ulaşmadan, kırılan tedarik zincirlerinin getirdiği arz daralması, Çin piyasalarındaki yavaşlamanın getirdiği talep daralması sorunları dünya ekonomisini bir resesyona itmeye, ABD ekonomisi üzerinde yavaşlatıcı etki yapmaya başladı.

Buna karşılık ABD ve dünya borsalarındaki hızlı gerileme ve yüksek volatilite merkez bankalarının elindeki araçların ekonomideki durgunluğu veya mali krizi ötelemekte yetersiz kalacağını gösteriyor.

Koronavirüs salgını ABD'ye ulaşınca bu sebeplere, seçimlerde Trump aleyhine işleyecek çok önemli üç etken daha eklendi.

Birincisi, Washington Post'tan Christopher Rowland ve Peter Whoriskey'in ayrıntılı biçimde aktardığı gibi, esas olarak özel sektöre dayanan ABD sağlık sisteminin altyapısı ve kaynakları böyle bir salgını göğüslemeye yeterli değil. Ciddi bir şekilde yatak, solunum aracı test takımı, maske kıtlığı sorunları söz konusu.

İkincisi, Ebola krizinde çok aktif tutum alan, krizden önemli derseler çıkaran, salgın hastalıklarla mücadele için kaynak ayıran Obama yönetiminin aksine, Trump yönetiminde tam bir dağınıklık, tehlikeyi azımsama eğilimi ve hatta "Rakiplerim abartıyor" tarzındaki paranoyak refleksler, yalan yanlış iddialarla Obama dönemini suçlama çabaları görülüyor.

Üçüncüsü, Trump yönetimi, Ulusal Güvenlik Konseyi bünyesindeki Salgın Hastalıklarla ve Biyolojik Savaşla Mücadele Birimi'nin başındaki uzman Amiral R. Timothy Ziemer'i, 2018'de görevinden almış ve ardından birimi dağıtmış. Amiralin görevinden alındığı gün yardımcısı Luciana Borio, 1918 yılında 50 milyon kişinin ölümüne neden olan İspanyol gribinin 100. Yılı vesilesiyle düzenlenen bir konferansta konuşuyormuş. Trump yönetimi koronavirüs krizine, Ulusal Güvenlik Konseyi düzeyinde bir yapılanmadan yoksun olarak girdi.

Özetle Trump'ın Kasım seçimlerinde yaşanan ekonomik durgunluktan ve koronavirüs krizinden ciddi ölçülerde hasar görmüş olarak girme olasılığı ve Biden'in kazanma şansı giderek artıyor.

Ancak koronavirüs krizinin, seçim zamanına kadar ne şiddette ekonomik ve politik etkiler yaratacağını, bu etkilerin toplumsal kültürel etkilerini ve seçimlere yansıma biçimlerini şimdiden öngörmek mümkün değil.