Baydemir'in yargılanmasına başlandı

DİYARBAKIR(ANKA)-Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir Türkçe-Kürtçe öykü seçkisini yayımlamaktan, görevden alınan Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş da Türkçe-Kürtçe "organ bağışı broşürü" yayımlamaktan yargılandı.

Baydemir savunmasında Kürtçenin bu ülkenin kültürel zenginliği olduğunu söyledi. Baydemir, "İlkokulda teneffüste Kürtçe konuştuğum için dayak yerdim şimdi belediye başkanıyım yine Kürtçeden dolayı yargılanıyorum" dedi.

Diyarbakır 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde Baydemir, 35 yazarın 15'i Kürtçe, 20'si Türkçe öykünün yer aldığı kitap dolayısıyla, Demirbaş da Türkçe-Kürtçe organ bağışı broşürü dolayısıyla yargılanmalarına başlandı.

Yazar Suzan Samancı, Hicri İzgören, Sedat Yurttaş, Şeyhmus Diken'in de destek amacıyla izlediği duruşmada, avukatlar Muharrem Erbey, Sezgin Tanrıkulu, Mustafa Ayzit, Cihan Aydın ve Raif Çiçek, iki ayrı belediye başkanının biri broşür diğeri kitap bastırdığını için aynı davada yargılandığını belirterek, "Ortada iki başkan ve iki olgu var dava ayrılmalıdır" dedi.

Avukatlar ayrıca İstanbul'da, Didim'de belediyelerin Türkçe harflerin dışında harf kullandığını, su faturası dahil birçok yayını bulunduğunu vurgulayarak, bundan dolayı bir yargılamanın söz konusu olmadığına dikkat çekti.

-KÜRTÇE ORGAN BAĞIŞI BROŞÜRÜ- Abdullah Demirbaş, görevde iken insani duyarlılığı yaratmak amacıyla Sur Belediye Meclisi olarak organ bağışı konusunda karar aldıklarını söyledi. CNN Türk televizyonunun da benzer bir kampanya yürüttüğünü belirten Demirbaş, "İnsani duyarlılığı yaratmak amacıyla Türkçe-Kürtçe organ bağışı broşürü bastırdık. Yaptığımız araştırmalarda bölgemdeki insanların yüzde 70'i Kürtçe konuşuyor. Onlara hitap etmek için broşürü Kürtçe bastırdık" dedi.

Başbakan Erdoğan'ın Almanya'da entegrasyona "evet", asimilasyona "hayır" yönünde açıklamasını hatırlatan Demirbaş, ama bugün Kürtçeden dolayı yargılandıklarını, asıl yargılanması gerekenin asimilasyonu yapan Başbakan olduğunu savundu. Demirbaş ayrıca, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi'nin yerel dillerin kullanımı ile ilgili kararlarını mahkemeye sundu.

-BAYDEMİR: "NÜFUSUN YÜZDE 95'İNİN KÜRTÇE KONUŞTUĞU BİR KENTİN BAŞKANIYIM"- Osman Baydemir de, "Trajik bir durumla karşı karşıyayız. Nereden başlasam bilmiyorum" sözleriyle başladığı savunmasında, "Parlamentosuyla demokratik kurum ve kuruluşlarıyla Ortadoğu coğrafyasında model olabilecek bir ülkede yaşıyoruz. 20 milyon yurttaşın kullandığı ana dil nedeniyle mahkemede yargılanıyoruz. Nüfusunun yüzde 95'inin Kürtçe konuştuğu bir kentin belediye başkanıyım. Kürtçe-Türkçe öykü kitabı yayımladığımız için yargılanıyorum, bu basit bir şey değildir" dedi.

Baydemir, çok büyük mesafeler kat ettiklerini kaydederek, "Kültürel zenginliğimiz bir tehlike olarak kodlanıyor. Bu kentte Kürtçe konuştuğu için insanlar cezalandırılıyordu. Bu kentte yaşayanlar çocuklarına Kürtçe isim veremiyorlardı. Kat ettiğimiz bir mesafe var, ama bu bir arpa boyu kadardır" diye konuştu.

Demokratik rejimlerde yerel yönetimlerin yurttaşa en yakın olan kurumlar olduğunu hatırlatan Baydemir, çıkardıkları kitabın yurttaşlık kültürüne çok küçük bir katkı sunma amacı taşıdığını dile getirdi. Osman Baydemir, yerel yönetimler yerel halkın çıkarlarını korumakla mükellef olduğunu vurgulayarak, "Hemşerilerinin kültürünü korumak, geliştirmek gibi görevi vardır. Yayımladığımız kitap bu yükümlülüğü yerine getirmede çok küçük bir katkıdır" dedi.

-"SAYIN YARGIÇ VE SAVCI ‘WWW" KULLANARAK SİZ DE SUÇ İŞLİYORSUNUZ"-
Yargılandığı yasanın 1927'lerde Arap Alfabesi'nın yasaklanması ve Latin Alfabesi'ne geçiş için çıkarıldığını ve Devrim Yasası olduğuna işaret eden Baydemir, "Devrim denilince, hatta ‘evrim' denilince ben de heyecan duyuyorum. Avukatlık hayatım boyunca bu yasanın uygulandığını görmedim. Ne garip ki son birkaç yıldır uygulandığına tanık oluyorum" dedi. Baydemir savunmasının devamını şöyle yaptı:

"Ben Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım ama aynı zamanda Kürdüm, Kürt kültürünün mensubuyum. Bu kültürü korumak benim de görevim. İlkokulda teneffüste Kürtçe konuştuğum için öğretmenimden dayak yedim. Şimdi belediye başkanıyım, yine Kürtçeden dolayı yargılanıyorum. Aslında bu zihniyetin yargılanması gerekiyor. Sayın yargıç, Sayın savcı siz de bu yasayı ihlal ediyorsunuz. Dilim yok sayılıyor. Q W, X harflerini kullanamamak çağın gerisinde kalmıştır. Her gün Adalet Bakanlığı'nın sitesine girerken www.adalet.gov.tr adresini kullanıyorsunuz, bu yasaya göre bu da ihlaldir. Ama unutmayın ki Cumhuriyetin kurulduğu ilk dönemde Mustafa Kemal Arap alfabesini yasaklayıp Latin alfabesine geçerken öğrettiği ilk harf de 'w'dir. Bence bu harfi kullanmanın hiçbir mahsuru yoktur."

Baydemir, kendisiyle birlikte yargılanan Destek Hizmetleri Daire Başkanı Zülfü Atlı ile Kültür ve Turizm Müdür Vekili Mehmet Denli'ye beraat verilmesini istedi. Sorumluluğun kendisinde olduğunu ifade eden Baydemir, "Bu suçu işlemeye devam edeceğim, bana göre esas olarak da bu bir suç değildir. Kürtçe ülkenin kültürel bir zenginliğidir" dedi.

Avukat Muharrem Erbey, öykü seçkisi kitabına dava açılmasının duyulması üzerine aralarında yazar, insan hakları aktivisti, sivil toplum örgütü temsilcisi, akademisyenin de bulunduğu 237 imzalı bir dilekçeyi mahkemeye sundu. "Dillere, öykülere, kitaplara özgürlük – 21. Yüzyılda Türkiye'de hala kitaplar yargılanıyor" başlıklı kampanyada yazarlar, "Siyasilerin yapamadığını Edebiyat başarmış Türkçeyi ve Kürtçeyi bir araya getirerek Türkiye'ye önemli bir mesaj verilmiştir. Bu dava bin yıldır birlikte yaşayan Türk ve Kürt halklarının kardeşleşmesine açılmıştır. Dillere, öykülere, kitaplara özgürlük" dedi.

Mahkeme savcının soruşturmanın genişletilmesi veya esas hakkındaki görüşünü açıklaması için süre vererek duruşmayı 16 Mayıs'a erteledi.