HABER

DHA YURT BÜLTENİ-4 

Ermenekli 18 madenci, unutulmadı  KARAMAN'ın Ermenek ilçesine 5 yıl önce linyit ocağını su basması sonucu yaşamını yitiren 18 madenci unutulmadı.

Ermenekli 18 madenci, unutulmadı

KARAMAN'ın Ermenek ilçesine 5 yıl önce linyit ocağını su basması sonucu yaşamını yitiren 18 madenci unutulmadı. Aileleri mezarlarına başına gidip dua etti. Eşi Ali Haznadar yaşamını yitirdiğinde 4 aylık hamile olan Fadime Haznadar, ''Bu çocuğum babasını hiç görmedi. O sıra 4 aylık hamileydim. Eşim öldükten sonra devlet tarafından bize verilen maaşı bankada duruyor. Kızım, 'Bu para ile babamı geri getirebilir miyiz, babamı alabilir misin?' diye bana soru soruyor. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Acımız çok büyük. Allah kimseye yaşatmasın'' dedi.

Ermenek ilçesine bağlı Pamuklu köyü Cenne Mevkii'nde Has Şekerler Madencilik'e ait linyit ocağını, 28 Ekim 2014 Salı günü saat 12.15'te işçilerin öğle yemeği molası sırasında eski ocakta biriken su bastı. Su baskını sonucu 18 işçi yaşamını yitirdi. Ölen madenciler 5'inci yıldönümünde de unutulmadı. Aileleri, madencilerin mezarı başına gidip dua etti.

'AĞLAMAKTAN GÖZLERİM, GÖRMEZ OLDU'

Kurtarma çalışmaları sırasında "Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı?" sözüyle yürekleri dağlayan işçilerden Tezcan Gökçe'nin annesi Ayşe Gökçe, oğlunun acısının hala taze olduğunu belirterek, ''Oğlum gitti işte. Ağlamaktan gözlerim görmez oldu. Elimizden gelen bir şey yok. ''dedi. Yırtık lastik ayakkabısıyla oğlu Tezcan Gökçe'nin cenaze törenine katıldıktan sonra kamuoyunun dikkatini çeken Recep Gökçe de acılarını torunlarıyla dindirmeye çalıştığını söyledi.

İşçilerden Osman Çoksöyler'in eşi Şadiye Çoksöyler, eşinin şehit sayılmasını istedi. Çoksöyler, şunları söyledi:

''Bize o dönem, eşimin maden şehidi olarak sayılıp, şehitlik belgesi verilecek. Ama şehit olarak kabul edilmedi. Ben kendim için bir şey istemiyorum. Kendi çıkarım yok. Çocuklarım için istiyorum. Çocuklarımın okulunda şehit çocuğu olarak öncelik almasını istiyorum.''

Babası öldüğünde 3 aylık olan 5 yaşındaki Kübra Çoksöyler de babasını çok özlediğini söyledi. Babasının fotoğrafını öpen minik Kübra, babasının mezarına gidip çiçek bırakıp, mezar taşını okşadı.

İşçilerden Kerim Haznadar'ın eşi Zahide Haznadar da eşinin şehitlik mertebesinde sayılmasını istedi. Haznadar, ''Devlet büyüklerimizin verdiği sözlerinden bazıları tutulmadı. Şehitlik belgesi verilmedi. Çocuklarımızı şehit çocuğu diye okutacağız, dediler; ama çocuklarımıza hiçbir yardım yapılmıyor. Tüm okul masraflarını kendimiz karşılıyoruz. Devlet büyüklerimize buradan seslenmek istiyorum. Eşimin şehit sayılması ve bizlerinde şehit ailesi haklarından yararlanmamızı istiyorum'' diye konuştu.

Kerim Haznadar'ın kardeşi Ali Haznadar'ın eşi Fadime Haznadar da eşinin öldüğünde 4 aylık hamile olduğunu hatırlattı. Sare adını verdiği kızının babasını göremeden büyüdüğünü ifade eden Ayşe Haznadar, şöyle konuştu:

"4 çocuğum var. Bizim arkamızda duran yok. Bu çocuğum babasını hiç görmedi. O sıra 4 aylık hamileydim. Eşim öldükten sonra devlet tarafından bize verilen maaşı bankada duruyor. Kızım, 'Bu para ile babamı geri getirebilir miyiz, babamı alabilir misin?' diye bana soru soruyor. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Acılarımız çok büyük. Allah kimseye yaşatmasın.''

O yıl Ermenek ve Soma'daki maden faciası nedeniyle Maden Kanunu'nda işçi haklarını ve güvenliğini koruyan değişiklikler yapıldı. Bunun üzerinde bölgedeki 10 ocak kapatıldı. Faaliyette olan ocak sayısı 3'e düştü, binin üzerinde madenci de işsiz kaldı.

Facianın ardından Has Şekerler Madencilik şirketinin sahibi Saffet Uyar ile ruhsat sahibi Ermenek Cenne Linyit Kömürü İşletmesi'nin o dönemki müdürü ve hissedarı Abdullah Özbey'in de aralarında bulunduğu 7 kişi 21 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası aldı.

Görüntü Dökümü
----------------------
- Madenci eşleri ve çocuklarının mezarı ziyaret etmesi
- Dua etmeleri
- Madenci çocuklarının mezara çicek bırakması
-Maden ocağından detay
- Ayşe ve Recep Gökçe'den
- Gökçe çifti ile röp.
- Şadiye Çoksöyler röp.
- kızı Kübra'dan detay ve röp.
- Zahide Haznadar ile Fadime Haznadar röp.
Haber- Kamera: Ali Rıza ETCİ ERMENEK KARAMAN DHA))

=========================

Ölüme terk edildikleri yayladan kurtarılan köpekler, barınakta

SİNOP'un Boyabat ilçesinde ölüme terk edildikleri Emirli Yaylası'ndan hayvan severlerin çabaları sonucu belediye tarafından alınan 19 köpek, yerleştirildiği barınakta sağlığına kavuştu.

Boyabat ilçesine bağlı deniz seviyesinden 1300 metre yükseklikteki Emirli Yaylası'nda geçen ay, 19 köpek, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce, ormanlık alana terk edildi. Yiyecek bulmakta zorlanan başıboş köpeklere, köylüler ve çevre sakinleri sahip çıktı. Durumu yetkililere iletmelerine karşın önlem alınmadığını öne süren köy sakinleri ve hayvanseverler, kendi imkanlarıyla mama ve çeşitli yiyeceklerle beslemeye çalıştıkları köpeklerin terk edilmesine de tepki gösterdi. Bir süre sonra köpeklerin rahatsızlanması üzerine bazı esnaf ve ilçe sakinleri de, özel araçlarıyla kent merkezine götürdüğü hayvanları veterinere tedavi ettirdi. Tepki ve uyarılar üzerine Sinop Belediyesi, terk edilen köpekler için harekete geçti. Belediye Başkanı Barış Ayhan'ın talimatıyla yaylaya çıkan ekipler, köpekleri topladı. 19 köpek, tedavilerinin ardından Tülay Sevgi Erşahin Can Dostları Bakım ve Rehabilitasyon Merkezine yerleştirildi. Burada tedavi ve bakıma alınan köpekler, kısa sürede sağlığına kavuştu.

'ONLAR BİZİM CAN DOSTLARIMIZ'

Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan, barınakta ziyaret ettiği hayvanlarla ilgili yetkililerden bilgi aldı. Köpeklerin barınağa yerleştirdiğini belirten Ayhan, "Hayvan severlerin uyarmasıyla yaylada ölüme terk edilmiş vaziyette bulduğumuz köpeklerimizi aldık. Onlar bizim misafirimiz. Yaylada bulduğumuzda çok bitkin, aç, susuz ve perişan haldeydiler. Rehabilitasyonları sağlanan hayvanlar sağlığına kavuştu. Kendilerini gayet mutlu hissediyorlar. Yaşanan bu olay gerçekten çok üzücüydü. Umarım kentimizde bu tür olayların bir daha yaşanmaz. Gerçekten bakıma ihtiyaç duyan sokak hayvanlarına bakacak gücü olmayanlar bize haber versin. Biz onlar adına bu görevi üstlenmeye hazırız. Onlarda bir can taşıyor. Onlar, Allah'ın dilsiz kulları. Bizim görev alanımızın içindeymiş, dışındaymış gibi bir ayrımımız olamaz. Sokak hayvanlarına sahip çıkmaya devam edeceğiz" dedi.

'ESKİ HALLERİNDEN DAHA İYİLER'

Sinop Belediyesi Veteriner Hekimi Volkan Tuncay da "Yayladan aldığımız köpekler zayıftı ve uyuz hastalığı vardı. Biz onlara uyuz tedavisi ve ardından gıda takviyesinde bulunduk. Şuan halleri eski hallerinden daha da iyiler" diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

-Sinop Belediye Başkanı Barış Ayhan ile röportaj

-Belediye veteriner hekimi Volkan Tuncay ile röportaj

-Yayladan alınarak rehabilite edilen köpeklerden görüntüler

-Detaylar

Haber-Kamera: Deniz ÖZEN SİNOP DHA

=========================

Tokat'tan yurt dışına kebap ocağı gönderiyor

Tokat'ta 35 yıldır baba mesleği olan Tokat kebabı ocağı üretimi yapan Sedat Özer (48), sipariş üzerine yurt dışına da gönderim yapıyor. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde yaşayan Tokatlılar kargo ile kendilerine gönderilen ocaklarla kebap özlemlerini gideriyor.
Yöreye ait taze kuzu eti, kuyruk yağı, patlıcan, domates, yeşil biber, patates, sarımsak ve pide kullanılarak yapılan Tokat kebabı, lezzet meraklılarının ilgisini çekiyor. Coğrafi işaret tesciliyle dünya lezzet haritasına adını yazdıran Tokat kebabı, kendine has ocaklarda pişirilmesiyle biliniyor. Kent merkezinde soba yapımı ile uğraşan evli ve 3 çocuk babası Sedat Özer, kebabın sadece lokantalarda değil her yerde yapılmasını sağlayan özel bir ocak tasarladı. Kebap yapmak isteyenlerin ilgi gösterdiği ocaklar, sipariş üzerine yurt dışında yaşayan Tokatlılara da ulaştırılmaya başlandı.
Kebap ocaklarına bu yıl rağbet olduğunu ifade eden Sedat Özer, "Tokat Kebabı pahalı olduğu için vatandaş kendisi yapmak istiyor. Daha verimli, daha lezzetli istediği biçimde evinde, piknikte istediği yerde kebabını yapabiliyor. Kebap ocağını boyu 1 metreye 2 metre olan bir tabaka sacdan yayıyoruz. Günde bir tane çıkartabiliyoruz. Çıkarttıktan sonra paslanmaması için emayeye gönderiyoruz. Bu sayede daha uzun ömürlü oluyor" dedi.
Ürettiği kebap ocağını yurt dışına da gönderdiklerini söyleyen Özer, "İngiltere'ye, Almanya'ya, Fransa'ya, Amerika'ya talebe göre kebap ocağı gönderiyoruz. Orada yaşayan genellikle Tokatlı Türk vatandaşlarına gönderiyoruz. Özlemini çekenler, orada yapılmadığı için buradan giden ocakla rahatça Tokat kebabını yapabiliyor. Yıllık 500 taneye yakın ocak üretiyorum. Hemen hemen hepsini satıyorum. Kebap ocaklarının çeşitli boyutları var. Ama müşterinin istediği büyüklükte ocak da yapabiliyoruz. Fiyatlarımız ise 110 liradan başlıyor, kebap ocağının ebadı ve sac kalitesine göre 500 liraya kadar çıkıyor. Yurt dışındaki vatandaşlar bize internet üzerinden ulaşıyorlar. Buradan istedikleri ölçülerdeki kebap ocaklarını kargoyla gönderiyoruz. Arayıp teşekkür ediyorlar. Güzel olduğunu söylüyorlar. 'Türkiye'nin ve Tokat'ın özlemini bununla tamamladık& diyenler oluyor" ifadelerini kullandı.

Görüntü Dökümü:
-Dükkandan görüntüler
-Kebap ocağının üretim aşaması
-Tamamlanmış ocakların görüntüsü
-Röportaj
-Tokat kebabı ğörüntüleri

Haber-Kamera: Halil İbrahim YEL/TOKAT, (DHA)

=========================

Arkadaşlarına kızınca ürettiği karışıma 'Zıkkım' adını verdi

Onbir çeşit farklı bitkiyi karıştırıp, acılı bir çeşni oluşturan Gazi Avcı'ya, marka konusunda esnaf arkadaşları ilham oldu. Her öğlen gelip 'Bize bugün ne ısmarlayacaksın?' diyen arkadaşlarından sıkılan Avcı, 'Zıkkım yiyin' deyince hazırladığı acılı karışımı 'Zıkkım' adıyla tescilledi.

Ankara'da oturan ve sofralık tuz işletmesi bulunan Gazi Avcı, tuzun yanında baharat da üretip satmak istedi. Acı biber ve tuz başta olmak üzere 11 çeşit baharatı karıştıran Avcı, bir çeşni oluşturdu. Bu çeşniyi dükkanına gelen misafirlere ikram ettikten sonra olumlu geri dönüş alan Avcı, seri üretim yapmaya karar verdi. 4 ay önce seri üretim hazırlığına başlayan Avcı, çeşniye bir isim bulmak için uzun süre düşündü.

ESNAF ARKADAŞLARI İLHAM KAYNAĞI OLDU
Piyasada tutunmak ve kolayca hatırlanmak için uzun süre isim düşünen Avcı, esnaf arkadaşlarından da destek istedi. İsim arayışı süren Gazi Avcı, her gün öğle saatlerinde işletmeye gelen esnaf arkadaşlarının 'Bize bugün ne ısmarlayacaksın?' isteğine şaka yoluyla kızarak, 'Zıkkım yiyin' karşılığını verdi. Gazi Avcı, şaka yoluyla söylediği bu sözden etkilenerek, baharatın da acı olmasından dolayı hazırladığı özel çeşniye 'Zıkkım' adını verdi. Bununla da yetinmeyen Avcı, çeşniyi bu isimle de tescil ettirdi.

Çeşnisinin isminin bir anda doğduğunu ifade eden Gazi Avcı, "Arkadaşlarım beni ziyarete gelip sık sık yemek isterlerdi. En sonunda bıktım, 'zıkkım yiyin' dedim. Sonradan 'ben bunu neden marka yapmayayım' dedim. Öyle çıktı meydana. Buraya tuz satmaya geldim ama 'zıkkım' sattım. Salatalarda, çorbalarda, zeytinyağlı yemeklerde çok güzel kullanılıyor. Orta acılıdır" dedi.

ZIKKIMIN TADINA BAKANLAR BEĞENDİ
Avcı'nın zıkkım çeşnisi Antalya'da bu yıl 10'uncusu düzenlenen Yöresel Ürünler Fuarı'nda stantta sergilendi. Kilosu 80 liradan satılan çeşninin tadına bakan Özgül Karagüzel, "İlk defa zıkkımın tadına baktım. Güzel ve farklıydı. Acı diye sanırım zıkkımın kökü demişler. Çocuklarıma demedim ama bize hep denirdi 'Zıkkım ye' diye. Sonunda yedik" diye konuştu.
Çeşniden tadım yapan Ayşe Toros ise "Zıkkımın kökünü sonunda yedik. Yemek yemeyince annem hep derdi 'Zıkkımın kökünü yiyin' sonunda yedik. Böyle bir şey olduğunu bilmiyorduk" dedi.
Ömer Akpınar da "Zıkkımı yedim. Çocuklarım yemek yemeyince hep derim 'Zıkkım yiyin' diye. Çok fazla bir acısı yok" diye değerlendirdi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
--------------
- Fuarı gezenlerden görüntü
- Alışveriş yapanların görüntüsü
- Zıkkım baharatın görüntüsü
- DHA Muhabiri Alparslan ÇINAR ANONS
- RÖP 1: Gazi Avcı
- RÖP 2: Özgül Karagüzel
- RÖP 3: Ayşe Toros
- Detaylar
HABER: Alparslan ÇINAR- KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA, (DHA)

Atatürk'ün kaptanının torunu Şehir Hatları'nda vapur kaptanı

Büyük dedesi, ulu önder Mustafa Kemal Atatürk'ün kaptanı, dedesi ise Şehir Hatları vapurlarında çarkçı başı olan İlker Çetin, üçüncü kuşak olarak denizcilik mesleğini sürdürüyor. Şehit Hatları vapurlarında 10 yılı aşkın süredir kaptan olarak çalışan 42 yaşındaki İlker Çetin, büyük dedesi İsmail Çetin ve dedesi Osman Çetin'in anılarıyla büyüdü. Denizden ayrı yaşamasının mümkün olmadığını belirten Çetin'in ise soyadı hikayesi bile ayrı önem taşıyor. Büyük dedesi İsmail Çetin, Mustafa Kemal Atatürk'ün kaptanlığını yaptığı sırada Soyadı Kanunu yürürlüğe giriyor. Mustafa Kemal Atatürk, büyük dede İsmail'e çok dayanıklı olduğunu düşündüğü için 'Çetin' soyadını veriyor.
İlker Çetin, büyük dedesinin Atatürk ile olan anıları, dedesinin denizcilik anıları ile büyüdüğü için başka bir meslek seçmeyi dahi düşünmediğini belirterek, yaşamını Demirören Haber Ajansı'na (DHA) anlattı.
'4 SENE BOYUNCA ATATÜRK'ÜN BİNDİĞİ DENİZ ARAÇLARINI BÜYÜK DEDEM KULLANDI'
"Dedemin babası Çanakkale'de askerlik yaparken bölüğe Ankara'dan üst rütbeli komutanlar geliyor. Kim sandal kullanır diye soruyorlar, o zamanlar o da Anadolu Hisarı'nda balıkçılık yapıyor. Zamanı çocukluğu hep sandalın, teknenin üzerinde geçtiği için sandala oturur oturmaz hemen onu seçiyorlar ve hemen Ankara'ya gönderiyorlar, tabi daha nereye gideceğini kimin yanında askerlik yapacağını bilmiyor. 'Gizli bir görev' diyerek apar topar araştırmasını yapıp getiriyorlar, Atatürk Orman Çiftliği'nde Atatürk'ün yanına geliyor ve daha sonra dört sene boyunca Atatürk'ün bindiği deniz araçlarını kendisi kullanıyor. Tabi önceden askerlik bu zaman ki gibi kısa değil daha uzun sürüyordu, dört sene boyunca Atatürk ile her yere gidip, birçok anısı oluyor. Askerliği bitirdikten sonra da Şehir Hatları'na o zaman ki ismi Şirket- i Hayriye olan, geçmişi 1851'lere dayanan bu şirkete giriş yapıp, oradan benim dedeme kendi oğluna devretmiş, o da makineci olarak görev yapmış. Akşamları yemekte onların denizcilik maceralarını dinleye dinleye tabi ki bize de bu mesleği aşıladılar, aklıma da başka hiçbir meslek dalı gelmiyordu, hayalim de hep iki kıtayı birleştiren bu şehirde kaptanlık yapmak vardı. Yıllar geçti bize de bu mesleği yapmak nasip oldu."
'AİLEMİZİN SOYADINI ATATÜRK VERDİ'
Mesleğini aşkla yaptığını söyleyen İlter Çetin, "Denizcilik mesleği nasıl diye sorarlar, genelde insanlar gemiye yolculuktan da ziyade bazen keyif amaçlı binerler martılara simit atarlar, çayını, kahvesini içerler ama işte o gemiyi götüren birtakım görevliler var, halat atan gemici arkadaşlar, makineci arkadaşlar, köprü üstünde ben olurum. Kolay bir meslek değildir, özellikle İstanbul Boğazı gibi akıntının kuvvetli olduğu yerlerde çalışıyorsanız" dedi.
Soyadlarını Atatürk'ün verdiğini belirten İlker Çetin, şunları anlattı:
"Büyük dedemiz Atatürk'ün yanında çalışırken denizde çok ağır şartlar olduğu zaman 'Sen çok çalışkan ve güçlü bir adamsın senin soyadın Çetin olsun' diyerek ailemizin soyadını da rahmetli Atatürk vermiştir. Genelde insanlar bir yakandan bir yakaya geçmek için gemiyi kullanırlar ama bizler o gemide 24 saat boyunca yani bir sabah katılıp ertesi sabah iniyoruz. Bir nebze de aslında bakarsanız burası bizim evimizin bir parçası haftanın yarısını neredeyse geminin içerisinde geçiriyoruz, sadece bir gemi değil bizim için yüzen bir ev gibi düşünebilirsiniz, eşyalarımın bir parçası da kamaramda zaten, kıyafetimizi burada değiştiririz, yemeğimizi arkadaşlarla birlikte yeriz. Artık iş arkadaşlığından daha güçlü bağlar oluşmakta."
'BİR BAYRAĞI DEVRALDIK BAYRAĞI İLERLEYEN NESİLLERE AKTARACAĞIZ'
İlker Çetin, "Biz sadece bir ulaşım aracı değiliz her zaman ben bunun altını çizerim çok vurgularım, sadece insanları bir noktadan bir noktaya emniyetli bir şekilde ulaştırmıyoruz aynı zamanda ulaşım esnasında keyif de veriyoruz insanlara. Martı sesi, denizin kokusu, çay içmek, martılara simit atmak hatta şu an İstanbul halkından vapurlarımızı kullananlar şahit olmuşlardır. Vapurun bazı kapalı bölümlerinde canlı müziğimiz devam etmekte bunu istemeyenler açık alanlarda kahvesini yudumlayabilir, gazetesini okuyabilir. Bir geminin içerisinde birçok keyfe sahip olabilirsiniz, bir köşesinden Avrupa Yakası'nı diğer bir köşesinden Asya Kıtası'nı izleyebilirsiniz, böyle de bir şansa sahipsiniz. Bizler 1851 yılından beri süre gelen bir hizmetin parçasıyız bir bayrağı devraldık bu bayrağı ilerleyen diğer nesillere aktaracağız" diye konuştu.

Görüntü Dökümü
------------
- Kaptanın Vapura Gelişi
- Kaptanın Kamarada Hazırlanması
- Kaptan Köşkü
- Vapurun İskeleye Yanaşması
- Yolcuların İnişi
- Kaptanın Yemek Yemsi ve Öğrencilerine Ders Anlatması
- Kaptanın Gün Batımı ve Gece Görüntüsü
- Röportaj

HABER - KAMERA: Cemal YURTTAŞ/İSTANBUL, (DHA)-

Eskişehir’de LÖSEV’in vefalı anneleri

Eskişehir Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı’nda (LÖSEV), çocuklarının kanser hastalığını atlatarak sağlığına kavuşmalarına rağmen el sanatları atölyesinde bez bebek ve hediyelik eşya üreten ev hanımı anneler, diğer çocukların tedavisi için desteğini sürdürüyor. Kızının 2 yıllık tedavisinin ardından kanseri yendiğini anlatan Serap Özgün (39), diğer hasta çocuklar için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade ederek, “Atölyelerde bez bebekler ve hediyelik eşyalar üreterek diğer annelerle birlikte satışına destek oluyoruz. Amacımız diğer kanserli hasta çocukların da tedavi edilmesiö dedi.

Lösemili çocukları tedavi amacıyla kurulan LÖSEV’in Eskişehir Şubesi’nde yer alan 7 ev hanımı anne, çocuklarının kanseri yenmesine rağmen vakıftan ayrılmadı. Düzenli olarak vakfa gelen anneler, aldıkları eğitimlerin ardından kurulan El Sanatları Atölyesi’nde bez bebek ve hediyelik eşya üretimi yaparak diğer hasta çocuklar için çalışmalarını sürdürüyor. Hasta çocukların annelerine destek olarak başlarından geçen süreçleri de anlatan anneler, tedavilerde etkin rol oynuyor.

STANTTA ANNELER ÇOCUKLARIYLA GÖREV ALDI

Eskişehir Hobi, Spor ve Hediyelik Eşya Fuarı’nda stant açan LÖSEV, hazırlanan hediyelik eşyalarını satışa çıkardı. Oldukça ilgi gören stantta ev hanımı anneler, hastalığı atlatan çocuklarıyla birlikte yer aldı. Kızının 2 yıllık tedavisinin ardından kanseri yendiğini anlatan Serap Özgün (39), diğer hasta çocuklar için çalışmalarını sürdürdüklerini söyledi. Tedavi sürecinin ardından vakıfla ilişkisini sürdürdüğünü ifade eden Özgün, “Kızıma 2006 yılında lösemi teşhisi konuldu. Yaklaşık 2 yıl zor bir süreçten geçtik. LÖSEV’e katılarak büyük katkısını gördüm. Daha sonra kızım tamamen kanseri yendi. Bende diğer çocuklara faydam olsun diye vakıfla temasımı kesmedim. 15-20 günlük eğitim gördükten sonra el sanatları atölyesinde diğer annelerle birlikte bez bebek ve hediyelik eşya üretimlerine katıldım. Halen bu çalışmalarda yer alıyorum. Kızım atlattı kanseri ama hedefimiz başka çocuklar olursa, onların da tedavisi ve ihtiyaçlarının karşılanmasında benim de katkım olsun. Yaşadığımız sürece de onlara desteği devam ettireceğimö dedi.

‘LÖSEV 10 YIL HEP YANIMDAYDI’

Oğlunun 10 yıl boyunca kanserle mücadele ettiğini ve sağlığına kavuştuğunu ifade eden Emel Azgezer (50), LÖSEV’e katkı sağlamaya devam edeceğini söyledi. Atölyede öğrendikleriyle hediyelik eşya üretimini sürdürüp diğer hastalara örnek olmak çalıştıklarını belirten Azgezer, “Benim LÖSEV’de oğlumun tedavisi sürecinde yaklaşık 10 yılım geçti. Aramızda artık çok iyi bir bağ var. Ömrüm ve gücüm yettiğince diğer çocuklar için çalışmaya devam edeceğim. Benim özgüvenim çok düşüktü vakfa geldiğimde, onlar sayesinde çok yükseldi. Bende karşılığında diğer çocuklar için çalışmayı, bir şeyler üretip destek vermeyi sürdürüyorum. Annelerin vefası denebilir, tüm anneler çocuklarının tedavileri tamamlanmış olmasına rağmen çalışıyor, faaliyetlerde bulunuyorö şeklinde konuştu.

‘ONLAR GURUR KAYNAĞIMIZ’

LÖSEV Eskişehir Halkla İlişkiler Sorumlusu Yasemin Durukan, kentte halen kendilerine destek olan 7 atölyelerde çalışmalarını sürdürmesinin gurur kaynağı olduğunu belirterek, “LÖSEV ailesinin her bireyi muhakkak ki çok kıymetli. İçlerinde özel bir değer olarak kanserle mücadele etmiş ailelerimiz de gayret ve sevgileriyle LÖSEV ailemizin gurur kaynağı. Vakfımıza duydukları bağlılık, güven ve sevgi bizi her yeni güne umutla hazırlıyor. Görüyoruz ki yollarımız hastalık sebebiyle değil, her yönüyle hayata dahil olma arzusuyla kesişiyor" dedi.

Görüntü Dökümü:

-Hediyelik fuarı

-LÖSEV standı

-Stanttaki hediyelik eşyalar

-Annelerle röp.

-Hastalığı atlatan çocuklarla röp.

-Stant ve çalışan anneler

-Genel görüntüler

Haber-Kamera: Engin ÖZMEN-Hakan TÜRKTAN/ESKİŞEHİR,(DHA)

=========================

Trafikte zorlanan engelliye polis aracıyla kalkan oldu

Mardin'in Kızıltepe ilçesinde akülü tekerlekli sandalyeyle yolun karşına geçmeye çalışırken zorlanan engelliye, trafik polisleri araçla kalkan olarak yardımcı oldu.

Kızıltepe ilçesindeki Dedeman Kavşağı'nda akülü tekerlekli sandalyeyle yolun karşısına geçmek isteyen engelli, karayolunda geçen araçların kendisine yol vermemesiyle güçlük çekti. Engellinin güçlük çektiğini fark eden trafik polisleri, yardım girişiminde bulundu. Engellinin kullandığı tekerlekli sandalyenin yanına gelen ekipler, polis aracı eşliğinde engelliyi yolun karşısına geçmesini sağladı.

Polis ekiplerinin engelliye yaptığı bu girişim görüntüleri sosyal medyaya büyük beğeni topladı.

Görüntü Dökümü
----------
Kavşaktan görüntü
Polis ekiplerinin engelliye yardımı
Genel ve detay görüntüler
Haber: Mehmet Ali DİNLER-Kamera: MARDİN,(DHA)

=========================

Kırmızı nar üreticiyi memnun etti

Türkiye'nin kırmızı nar cenneti Antalya'nın Döşemealtı ilçesi Çığlık mevkiinde hasat başladı. 1,8 ile 2 TL arasında satışı yapılan kırmızı nar, renk ve boylarına göre ayrılarak ihraç ediliyor. Rusya başta olmak üzere Almanya, Hollanda gibi Avrupa ülkelerine gönderilen kırmızı narın üreticisi, fiyatlardan ve ürün kalitesinden memnun.
Antalya'nın kırmızı nar cenneti Döşemealtı ilçesi Çığlık Mevkii'ndeki nar bahçelerinde hasat başladı. 10 Ekim günü işçiler, bahçelere girerek nar hasatının startını verdi. Sandık sandık toplanarak iç ve dış pazara dağıtılmak için hazırlanan kırmızı nar için görsellik ve renk önemli bir unsur.
HASAT YAĞMUR YAĞMADAN YAPILMALI
Toplanan narlar ilk önce traktör kasalarına, oradan da soğuk hava depolarına gitmek için tır dorselerine aktarılıyor. Yüzlerce nar işçisinin çalıştığı bahçelerdeki ürünün hızlı toplanması ise oldukça önemli. 15-20 gün içinde narların toplanması gerektiğine dikkat çeken kırmızı nar üreticisi Mehmet Cingiz, yağmur yağması durumunda narların çatlayarak özelliğini yitirdiğini belirtti. Çatlayan bir narın ise 'sıkmalık' olarak değerlendirildiğini anlatan Cingiz, bu ürünün fiyatının ise 60-70 kuruşa kadar düştüğünü söyledi.
Kırmızı nar üretiminin Antalya'da sadece Çığlık'ta ve Finike'nin Yalnız Mahallesi'nde yapıldığını anlatan Cingiz, "Kırmızı narın kırmızılığını aldığı iki nokta var. Çığlık ve Finike'nin Yalnız Mahallesi. Bu nedenle buraların narı diğer bölgelere göre farklıdır. Gerek lezzeti, gerek büyüklüğü, gerekse olgunlaştığındaki görünümü cezbedicidir" dedi.
'ÜRETİCİNİN YÜZÜ GÜLDÜ'
Kırmızı narın görünümüyle albenisi olan bir ürün olduğunu aktaran Mehmet Cingiz, şöyle konuştu:
"Bu yıl üretici kırmızı narda umduğunu buldu. 1,8- 2 TL arasındaki satış fiyatı başta olmak üzere, bahçelerdeki verim ve kalite beklentilerimizi karşıladı. Kırmızı nar üreticisinin yüzü güldü. Fakat maliyet çok yüksek. İlaç ve gübre fiyatlarındaki artış, üzerimizde baskı yaratıyor. Devletimiz nar için de bir şey yapabilir. Karadeniz'de fındığa devlet el attı. Bizim ürünümüzün dayanma gücü çok yok. 14-15 günde kesip depolara göndermemiz lazım. Aksi halde yağmura yakalanan narın fiyatı yarıdan fazla düşüyor. Bu da üreticinin bir yıl boyunca verdiği emeğin çöpe gitmesi demek."
5 dönümlük nar bahçesi sahibi Fatma Özkan da aldığı üründen oldukça memnun olduğunu kaydetti. Bahçesinden 45 ile 50 ton arası nar çıktığını anlatan Özkan, "Narlarımız çok güzel. Fiyat da iyi, memnunum" dedi.
BU YIL 1200 TON ALDI
Rusya'ya ihraç edecekleri kırmızı narı Manisa'nın Alaşehir bölgesindeki soğuk hava depolarına götürmek için hasadı takip eden Golden Tarım Ürünleri Yönetim Kurulu üyesi Fatih Taşlı, ürünleri inceledi. Toplanan ürünün tır dorselerine yüklenmesini izleyen Taşlı, "Geçen yıl 800 ton nar aldık. Bu yıl ise bu rakamı 1200 tona çıkardık. Rusya'ya ihracatın iyi olmasını bekliyoruz. Gerek siyasi gerekse birebir ilişkilerimiz bu yıl nar ihracatımızın artacağının habercisi" dedi.
BOY BOY AYRILIP İHRAÇ EDİLMEYİ BEKLEYECEK
Aldıkları ürünün Alaşehir'e nakliyesinin ardından 6, 7, 9 ve 12'lik paketler halinde boy boy ayrılıp depoya kaldırılacağını kaydeden Taşlı, "Biz şirket olarak Rusya ile çalışıyoruz. Irak ve Avrupa ülkelerine de gönderiyoruz. Bir önceki yıla göre alımımızı artırmamızın başlıca nedeni Rusya pazarında artış olacağını düşünmemiz. Soğuk hava depolarımızda muhafaza edeceğimiz narlarımız, talepler doğrultusunda ihraç edilecek" diye konuştu.
GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ
--------------
- Nar bahçesi DRONE görüntüsü
- Narların dalında görüntüsü
- Nar toplanırken görüntü
- Toplanan narların traktöre yüklenmesi
- Kesilen narların kasalara toplanması
- DHA Muhabiri İbrahim LALELİ ANONS
- RÖP 1: Mehmet Cingiz
- RÖP 2: Fatih Taşlı
- Detaylar
HABER: İbrahim LALELİ- KAMERA: Mehmet KILIÇASLAN/ANTALYA, (DHA)

Geri Dön