ANALİZ - Hindutva-RSS-BJP-Modi: İdeolojik prizmayla yeniden tasarlanan Hindistan’ı anlamak

Modi’nin amacı 2024’e kadar Hindistan’ı bir Hindu devletine dönüştürmek. Söz konusu idealin kökleri ise bağımsızlık sürecine dayanıyor. Bugün iktidar partisi BJP ve Modi, bağlı olduğu RSS yapılanmasından ve Hindutva ideolojisinden hareketle, çok sistematik bir şekilde ilerliyor - Ülkenin kuzeybatısı Keşmir sorunu nedeniyle ne kadar sıkıntılıysa, diğer iki sıkıntılı bölgesi de kuzeydoğusu ile güneyi. İçe dönük yaşanan söz konusu dönüşümde de bu bölgelerden kaynaklanan sıkıntılardan kurtulmak isteniyor

İSTANBUL (AA) -DUYGU ÇAĞLA BAYRAM- Bugünlerde Hindistan yoğun protestolarla çalkalanıyor. Bunun nedeni Başbakan Narendra Modi iktidarının “Vatandaşlık (Değişiklik) Tasarısı”nı (CAB) yasalaştırmayı başarmış olması. Söz konusu yasa, vatandaşlık başvurusunda bulunan kişinin 11 yıl ülkede ikamet etmiş olmasını gerektiren 1955 Hindistan Vatandaşlık Yasası’nı değiştiriyor. Artık “Vatandaşlık Değişiklik Yasası” (CAA) ile 31 Aralık 2014’ten önce Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’dan Hindistan’a göç etmiş gayrimüslim mültecilerin (Hindular, Sihler, Caynistler, Parsiler/Zerdüştler ve Hristiyanlar) Hint vatandaşı olmalarının yolu açılmış oldu. Bu yasanın temel mantığı “Müslümanlar Müslüman bir ülkede zulüm göremezler” ve bu nedenle “Pakistan, Bangladeş ve Afganistan’dan gelen bir Müslüman mülteci olamaz” şeklinde özetlenebilir. Yeni vatandaşlık yasasının tartışmalı yönleri var ve ülkedeki Müslümanlara yönelik büyük tehdit potansiyeli taşıyor.

Hint hükümeti “Hindistan’ın bölünme zamanından gelen bir sıkıntıyı çözüyoruz” ve “komşu ülkelerde zulüm görmüş dini azınlıkların mensuplarına sahip çıkıyoruz” anlatısıyla yeni yasaya kendi merceğinden mantıkî bir dayanak sunuyor olsa da, seçilen üç Müslüman ülkeden biri olan Afganistan’ın bölünmeyle bir ilgisi yok; yani bölünme öncesinde zaten Hindistan’ın bir parçası değildi. Ayrıca diğer “komşu” ülkelerde dini/mezhepsel azınlığı teşkil ettiği için sıkıntıda olan göçmenler ne olacak? Onlar neden kapsama alınmıyor? Örneğin komşu ülke Myanmar’dan gelen Rohingyalar, diğer bir komşu ülke Sri Lanka’dan gelen Tamiller ve ayrıca komşu Pakistan’dan gelen Ahmediler ya da Şiiler bu kapsama dâhil edilebilecekler arasında ilk akla gelenler.

Bugün yeni yasa ülke genelinde şiddetli protestolarla karşılanıyor. İki haftayı bulan, ülke geneline yayılan, yirmiden fazla kişinin öldüğü, yüzlercesinin yaralandığı ve binden fazla insanın da tutuklandığı protestolarda başı çeken yerler olarak kuzeybatıda Pencab, kuzeydoğuda Assam, Batı Bengal ile Uttar Pradesh (esasen kuzeydoğu genel anlamda başı çekiyor) ve güneyde Kerala, Karnataka ile Goa dikkat çekiyor. Ülkenin kuzeybatısı Keşmir sorunu nedeniyle ne kadar sıkıntılıysa, diğer iki sıkıntılı bölgesi de kuzeydoğusu ile güneyi. İçe dönük yaşanan söz konusu dönüşümde de bu bölgelerden kaynaklanan sıkıntılardan kurtulmak isteniyor. Modi’nin amacı 2024’e kadar Hindistan’ı bir Hindu devletine dönüştürmek. Söz konusu idealin kökleri ise bağımsızlık sürecine dayanıyor. Bugün iktidar partisi BJP ve Modi, bağlı olduğu RSS yapılanmasından ve Hindutva ideolojisinden hareketle, çok sistematik bir şekilde ilerliyor. Öyle ki Modi’nin Nisan-Mayıs aylarında yapılan genel seçimlerden daha da güçlenerek ikinci kez seçilmesinden sonra, ardı ardına içe dönük radikal hamleler geliyor. Anayasanın “geçici” olan 370. maddesi kaldırıldı ve ayrıcalıklı bir statüyle kontrol altında tutulan Cammu-Keşmir ülke topraklarına tamamen katılarak “Hintleştirilmiş” oldu. Assam’a yönelik “Ulusal Vatandaşlık Kaydı” (NRC) düzenlemesi getirildi. Eski adı Faizabad olan Ayodhya şehrinde 1992’de radikal Hindularca yıkılan Babri Camii’nin arazisine Ram Tapınağı’nın yapılması kararı alındı. Ülke genelinde Vatandaşlık Değişiklik Yasası getirildi. Dolayısıyla önce Assam’la sınırlı tutulan Ulusal Vatandaşlık Kaydı şimdi tüm ülke genelinde söz konusu olacak. Esasen bugünlerde yaşanan şiddetli protesto olaylarının da temelinde bu yatıyor. Çünkü Vatandaşlık Değişiklik Yasası ve Ulusal Vatandaşlık Kaydı aynı madalyonun iki yüzüdür; her ikisi de Hindistan Müslümanlarını ikinci sınıf vatandaş yapmaya ve onları yabancılaştırmaya çalışıyor. Hindular ya da ülkede sayıları çok az olan diğer din mensupları Ulusal Vatandaşlık Kaydı kriterleri ekseninde Hindistan’a ait olduklarını belgelendiremezlerse dahi Ulusal Vatandaşlık Kaydı onlara hak tanıyor, yani her halükârda Hint vatandaşlığını alabilecekler; fakat bundan sadece Müslümanlar faydalanamayacak.

Vatandaşlık Değişiklik Yasası kararı Hint Anayasası’nın 14. ve 15. maddeleriyle garanti altına alınan “eşitlik hakkı” ve “ayrımcılık yapmama” ilkesini açıkça ihlal ediyor. Öte yandan söz konusu yasa ülkenin seküler yapısını da ciddi anlamda erozyona uğratıyor. Bu noktada açık yüreklilikle ifade edilebilir ki Hindistan aslında hiçbir zaman tam anlamıyla seküler bir ülke olamamıştır. Söz konusu ifadenin altını doldurabilmek için, bugün ülkede epey etkin olan Hindutva ideolojisini ve bu ideolojinin operasyonel ayağı olan RSS örgütünü ele almak gerekir. Çünkü, “Bugünün Hindistanında yaşanmakta olan içe dönük dönüşümün kökleri nereden geliyor?” sorusunu aydınlatmak, ideolojik prizmayla yeniden tasarlanan Hindistan’ı anlamak için önemlidir.

- Hindutva’nın doğuşu

Bağımsızlıktan önce 200 yıl Britanya tarafından “Hristiyan ayrıcalığıyla” yönetilmiş olan Hindistan, bu süreçte dillerine, dinlerine, kültürlerine, kısacası kendi öz kimliklerine yönelik İngilizlerden gelen müdahaleler karşısında gerek ulusal bilincin oluşması gerekse bağımsızlık adına büyük bir mücadele vermiş ve bu süreç Hindu milliyetçiliğinin gelişmesine zemin hazırlamıştı. İngilizler bu süreçte izlediği dini/mezhepsel veya cemaate yönelik politikalar dolayısıyla, gelişen fanatik Hindu milliyetçiliğinin ve Hindu-Müslüman çatışmasının baş mimarıdır. Öte yandan söz konusu süreçte en önemli iki nokta, Hinduları bir arada tutmak için Müslüman ve Hristiyanların ötekileştirilmesi ile Hinduizm reform hareketlerinin Hindular içinde bölünmelere yol açmasıdır. İfade edilen iki kırılma noktası, esasen gelişmekte olan Hindu milliyetçiliğinde aşırılıkçı düzlemdeki Hindutva ideolojisini doğuracak ve bu ideolojiden paramiliter RSS örgütü doğacaktır.

Hindu milliyetçiliğinin gelişim sürecinde reform önderi Ram Mohan Roy ve 1828’de kurduğu Brahmo Samaj örgütü ile Swami Dayananda Saraswati ve 1875’te kurduğu Arya Samaj örgütünün büyük rolü vardır. Özellikle Sarawasti “Hintler için Hindistan” çağrısı yapan ilk kişi olarak kabul görmektedir. Bunun yanı sıra 1885’te Hindistan Ulusal Kongresi’nin ve 1906’da Tüm Hindistan Müslüman Birliği’nin, ardından 1915’de Hinduların haklarını korumak için kurulan Hindu Mahasabha partisinin lideri Veer Savarkar olarak bilinen Viyanak Demodar Savarkar ise Hindutva’nın isim babasıdır. 1923’te kaleme aldığı “Hindutva’nın Temelleri” isimli kitabı başyapıtlar arasındadır.

Savarkar’ın Hindutva kavramı salt Hinduizm temelli, yani inanca dayalı bir ideolojiden çok daha fazlasını ifade ediyor. Kitabında da belirttiği gibi, Hinduizm Hindutva’nın yalnızca bileşenlerinden biridir. Savarkar Hindu’nun bir ırk (jati) olduğunu ve ırkın bileşenleri olan “ortak kökten gelmek” ve “ortak kanı taşımanın” ise Hindutva’nın en önemli iki gerekliliği olduğunu ileri sürmüştür. Hindular farklı kasttan, farklı mezhepten olsa da bir ulustan çok daha öte, aynı atadan gelen ve ortak medeniyeti (Sanskriti) taşıyan bir ırktır ve Hindutva bu ırkın oluşturduğu kolektif bir kimliği, yani “Hindu Ulusunu” (Hindu Rashtra) ifade eder. Bu kapsamda Savarkar’a göre Sihler ve Caynistler de dünün Hindularıdır ve Hindutva içine dâhil edilir. Ancak Müslüman ve Hristiyanlar özünde Hindu değildir (yani “ötekidir”) ve Hindistan yalnızca Hinduların hem anavatanı hem de kutsal topraklarıdır.

- RSS’in kuruluşu

Hindutva’nın Veer Savarkar ve onun kaleme aldığı eserle ete kemiğe bürünmesinin ardından, sıra 1925’te “Doktorji” (“-ji” soneki Hintçede erkekler için kullanılan bir saygı ifadesidir) olarak bilinen Keshav Baliram Hedgewar tarafından, ideolojiyi yaşatacak olan RSS’in, yani “Hindistan Gönüllü Organizasyonu’nun” (Rashtriya Swayamsevak Sangh) kurulmasına gelmiştir. Ancak RSS’nin ülkede güçlü bir biçimde yapılanması, onun ikinci lideri (sarsanghachalak) “Guruji” (Guru Hintçede dini lider/manevi öğretmen anlamındadır) olarak bilinen Madhav Sadashiv Golwalkar’la birlikte 1940-73 yılları arasında olmuştur. Öyle ki Golwalkar’ın 1966’da kaleme aldığı “Düşünceler Demeti” isimli kitap, gerek Hindutva’ya bağlı Hindular gerekse RSS için bir temel metin ya da bir başyapıttan çok daha öte, kutsal bir kitaptır ve bu nedenle “RSS İncili” olarak nitelendirilmektedir. Bu kitapla birlikte Golwalkar, Hindistan için en büyük üç tehdidi Müslümanlar, Hristiyanlar ile komünistler olarak sıralamıştır.

İngiliz idaresi sırasında bir kez yasaklanmış olan RSS, bağımsızlık sonrasında Hindistan hükümeti tarafından üç kez yasaklanmıştır. Ülke bağımsızlığının en önemli ikonu ve “Satyagraha” (hakikat gücü/hakikate tutunma) felsefesi ile pasif direnişin simgesi olan, aynı zamanda “Mahatma” (Yüce Ruh) ve “Bapu” (Baba) sıfatlarıyla yüceltilen Mohandas Karamchand Gandhi’nin RSS mensubu Nathuram Godse tarafından 1948’de düzenlenen suikasta uğraması ilk yasaklanma nedenidir. Ancak bugün bazı BJP mensubu isimler de dâhil olmak üzere Godse’yi “terörist” değil bir “vatansever” ve “kahraman” olarak görenler de yok değil. RSS 1975-77 Pencab olayları sırasında ve 1992’de Babri Camii’nin yıkılmasının ardından iki kez daha yasaklanmıştır.

Mahatma Gandhi’nin her kesimi kucaklayan seküler bir devlet idealine karşın, RSS Hindistan’da tek bir Müslüman’ın kalmamasını savunmuş, din temelli bölünme yaşanıyor ve Pakistan bir Müslüman devleti olarak kuruluyor ise Müslümanların hepsinin Pakistan’a gitmesini ve Hindistan’ın da bir Hindu devleti olarak kurulması fikrini desteklemiştir. Ülkenin açıkça bir Hindu devleti olarak tasarlanması yönündeki mücadelesi başlangıçta boşa çıkmış olsa da RSS bu fikrinden hiç vazgeçmemiştir.

Hindutva’nın temeli RSS ile bağlı kuruluşların “çatısı”, yani RSS ailesi olarak bilinen “Sangh Parivar” bugün ülkedeki en güçlü yapılanmadır. Ayrıca RSS’nin alt kuruluşu olan ve ülke dışında yaşayan Hinduları desteklemek ve bir çatı altında tutmak için 1940’larda Kenya’da kurulan Hindu Swayamsevak Sangh (HSS), bugün ortalama 600 şubesiyle 40’tan fazla ülkede faaliyet göstermektedir. Sangh Parivar’ın parlamenter siyasi kanadı, 1951’de kurulan ve 1977’de çalışmalarına son veren Bharatiya Jana Sangh’ın (Hint Halk Birliği) halefi, 1980’de kurulan Hindistan Halk Partisi’dir (BJP). 1990’dan beri siyaset sahnesinde hızlı yükselişini sürdüren BJP, bugün ülkede en parlak dönemini yaşamaktadır. BJP’nin lideri Modi, RSS’yle çocukluk yaşlarında tanışmış ve yirmili yaşlarının başında tam anlamıyla örgüte katılmıştır. Hayatı boyunca RSS’nin aktif üyeliğini yapan Modi’nin bugün ülkede çok güçlü bir konumu varken, peşi sıra alınan ve ağırlıklı olarak Müslümanları olumsuz etkileyen içe dönük radikal kararlar, ülkenin Hindutva ideolojisiyle yeniden tasarlandığının açık bir göstergesidir. Bu aynı zamanda ekonomik yavaşlama ve işsizlik gibi birçok sıkıntısı bulunan ülkeye kaos atmosferi getiriyor ve “çeşitliliğin seküler ve demokratik birliği” büyük bir yara alıyor.

[Karadeniz Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdüren Duygu Çağla Bayram aynı zamanda Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde (GASAM) Hindistan uzmanı olarak çalışmaktadır]