İlk görüşte aşka inanır mısınız?

lk görüşte aşk hakkında bu zamana kadar sayısız fikir ve teori atıldı.Birçoğu kulağınıza gelmiştir.Peki size hangi fikir daha yakın geliyor?

İlk görüşte aşka inanır mısınız?

Hadi önce aşkın ne olduğuna, vücudumuzda nasıl bir etki bıraktığına ve ilk görüşte gerçekten aşık olunur mu olunmaz mı? sorularına Uzman Psikolog Melda Yakupoğlu ile birlikte karar verelim.

AŞK KUVVETLİ BİR DUYGUDUR

Diğer duygulardan daha yoğun olabilir ve çeşitlidir de. Tutku, fiziksel çekim gibi diğer duygularla da bir arada yaşanabilir. Aşık olduğunuz zaman vücudunuzda değişiklikler hissedersiniz. Şu klasik "karnımda kelebekler uçuştu" tabiri gibi.Kalbiniz hızlı çarpar, kan dolaşımınız kollara ve bacaklara doğru yayılır. Bunun nedeni vücudumuzun adrenalin salgılaması.

Adrenalin de vücutta bunu oluşturuyor. Adrenalin aynı zamanda beynin tehlike olarak gördüğü ve fark ettiği durumlarda da salgılanır. Anlayacağınız beyin ilk anda aşkı da bir tehdit olarak görüyor.

Sonra oksitosin hormonu salgılar. Oksitosin için en yakışacak isim ise sevgi hormonu. Bu sebeple aşk kapınızı çaldığında kendinizi daha sevgi dolu, özgüvenli, mutlu ve yeterli hissedersiniz.

Hayatınızın daha kolay ve yolunda olduğunu düşünürsünüz. İştah ve uyku durumlarınız değişebilir. Onu gördüğünüzde bunları yaşıyorsanız, aşık oluyorsunuz demektir.

AŞKIN BİYOKİMYASAL YANI

İşte teorilerden bir tanesi de aşkın biyo-kimsayal yönü. Bazı düşünsel davranışçı teoriler, önce düşüncenin geldiğini ve sonra duyguların gerçekleştiğini söyler. Yani fiziksel belirtiler bir yana zihinsel belirtiler üzerinde durur ve bu fiziksel belirtileri aslında düşüncelerin oluşturduğunu söyler.

Önce karşı tarafa dair zihninizden bazı düşünceler geçirirsiniz, kafanızda onun nasıl biri olabileceğini geçmiş yaşam tecrübelerinizle karşılaştırır, sonra ona karşı birşeyler hissedersiniz gibi örnekler çoğatılabilir. Üstelik de bunu zihin çok hızlı bir süre içerisinde yapar ve ne düşündüğünüzü anlayamazsınız bile.

Bu teoride karşı tarafta gördüğünüz özelliklerin birçoğu gerçekten de onun sahip olduğu özelliklerdir. Bunu yakaladığınız için ona karşı hislerinizin olduğu düşüncesidir. Çocukluktan itibaren büyürken birçok kavramı öğrenirsiniz.

Hayata dair birçok kelimenin anlamı zihninizde yaşam deneyimleri ile şekillenir. Aile olmak, aşık olmak, anne olmak, baba olmak, iyi bir arkadaş olmak gibi. Bunları yaşarken öğrenirsiniz ya da kendi anne babanınızı yakın çevrenizi gözlemlersiniz.

Otomatik olarak onların rollerini içselleştirerek büyürsünüz. Bu yüzden de bazı anlarda onlar gibi davrandığınıza kendiniz de şahit olmuşsunuzdur. Televizyon, yakın çevre, duyduklarınız, gözlemledikleriniz, okulunuz, doğduğunuz büyüdüğünüz çevre, kişiliğinizin gelişmesinde rol oynar. Ayrıca bu kavramlara dair fikirlerinizin oluşmasında da. Karşı cinse dair beklentileriniz siz farketmeseniz de böyle yıllarca içselleştirebilirsiniz. Bazen kızların daha çok babalarına, erkeklerin de annelerine benzeyen kadınlarla evlendiklerine rastlarız. İşte bu sebeplerden biri!

Zihninizde karşı cinste olmasını dilediğiniz özelliklere dair farkında olmadığınız bir liste vardır adeta. Doğru olduğunu düşündüğünüz kişiyi gördüğünüzde zihninizden özellikleri karşılaştırmaya başlarsınız. Bir çoğunu karşıladığını düşündüğünüz anda ona aşık hissedersiniz.

Üstelik bu karşılaştırma süreci yine çok hızlı bir sürede olur ve siz farkına varmazsınız. Bir diğer teori ise, karşı tarafı hiç tanımadan ona düşündüğünüz özellikleri yüklemenizle ilgilidir.

Bu defa karşınızdaki kişide o özellikler aslında hiç yoktur ama siz varmış gibi algılar zihninizdeki o özellikleri karşınızdakine atfedersiniz. Bazen beklentiniz dışında çıktığını zamanla görürsünüz.

Hatta birçok pişmanlık bunun sonucunda oluşur. Çünkü zihin bazen dış görünüş ile ilgili yanılabilir. Algıyı bozan bazı faktörler vardır. Örneğin, fiziksel çekicilik ve güzellik gibi kavramlar etkili olabiliyor.

Güzel ve çekici olanın daha iyi olacağını düşünerek algılayabilir insanları. Bu teori hiç tanımadan yüklediğimiz düşünceler sonucunda aşk olduğunu iddia ediyor. Bir diğer teori ise ilk görüşte aşkın olmadığını, hoşlanmanın olduğunu ve aşkın zamanla oluşabileceğini anlatır.

Bu ilk zamanlar hissedilenlerin fiziksel bir çekim olduğundan ve duyguların karıştığından bahseder. Burada paylaşımlar arttıkça duyguların yoğunlaşacağı düşünülür. Bazen tutkunun, hoşlanmanın da aşk ile karışabileceği düşünülür.

Peki ya siz hangi düşünceye kendinizi daha yakın hissettiniz, hangisine daha yakınsınız? Aşk hem çok karmaşık hem de maddelendirecek kadar basit bir kavram aslında. Tüm bu bahsettiğim teoriler, hislerin türleri herkesin başına gelen ama her defasında hiç yaşamamış olduğumuz duygular.

Uzman Klinik Psikolog
Melda YAKUPOĞLU

https://www.instagram.com/uzm.psk.meldayakupoglu/
http://meldayakupoglu.com

YORUMLARI GÖR ( 0 )
Okuyucu Yorumları 0 yorum
Tüm Yorumları Görmek İçin Tıklayın
Diğer Haberler