KADIN

Bekar bir annenin ergenlikle imtihanı

Bekar bir annenin ergenlikle imtihanı

Bir annenin en zorlu sınavı: Tek başına ergenliğini yaşayan bir çocuğa ulaşmaya çalışmak...

Yüksek sesle kurulan iletişim. Bağırıp çağırmalar. Abartı el kol hareketleri. Aşırı temas. Zıplamalar, atlamalar, el kol şakaları. Yolda yürürken yüksek sesle toplu halde müzik dinlemek.

Kaybolan bebek berraklığı, bir anda ortaya çıkan sivilceler ve tüyler. Dalgalanan ses tonlamaları. Anlık duygu değişimi, atarlanmak, duygusallaşmak ve bunları birkaç saniye içinde iç içe yaşamak.

Gece gelmeyen uykular, sabah uyanmak istemeyen kafalar. Buzdolabının önünde gezinmeler, anlık bir iştah ile 2 tabak yemeği bitirmek, 1 koca paket çekirdeğin dibini görmek, “ben sevmem ki” derken 2 koca dilim pastayı yutmak.

Tatlı, çocuk kokusu yerine yapış yapış, hormon hormon kokmak ama suya küsmek. Saçlarını şekilden şekle sokmak, bir tarz kıyafete takılıp, ister forma, ister pijama; ne giyerse giysin o tarza benzetmeye başarmak…

“Off anlamıyorsun ama anne.” “İzin verirsen ELLERİMİ YIKAYIP GELİYORUM.” “Seni özledim ama (seninle bir şeyler yapmak yerine) şimdi youtube da (aynı) komik videoyu (1 milyonuncu defa) izleyeceğim.” “İyi.” “Evet.” “Hayır.”

Arkadaşlarının yanındayken senle daha özensiz konuşmalar. Yolda yürürken önden önden gitmeler (vallahi arkada bayılıp kalsam haberi olmayacak).
Evet, tahmin ettiniz. Bu bir ergen.

Her zaman şunu söylerim. Bir ergenle yaşamak, onun önce sana sarılması, sevgi göstermesi ve tam sana sarılırken bAAAAmmm diye seni duvara çarpması ve sonra tekrar sarılması, sevgi göstermesi ve sen tam rahatlayıp boynunun etrafında onun sevgi dolu kollarının huzur ve sükûnetine kendini bıraktığın anda bAAAMMM diye yine duvara çarptırması. Benim ergen oğlumla yaşadığım duygusal dalgalanmalar sıkça buna benziyor.

Eminim ki kendisi de bunun farkında değil. Bir an çok neşeliyken, birkaç dakika içinde bir şeylerden rahatsız olup derin bir sessizliğe gömülebiliyor. Tüm bu değişimlere sebep olan şey ise ne sizin ne de onun kontrolünde olan bir şey.

Çalışmalar gelişmekte olan bir ergen beyninin 12 ila 25 yaşlar arasında büyük çaplı bir değişimden geçtiğini gösteriyor. 6 yaşına kadar büyüklük olarak gereken boyuta ulaşan beyin, ergenlik döneminde yeniden bir organizasyondan geçmekte ve bir nevi sistem güncellemesi yapmaktadır. 1990'lardan bu yana yapılan çalışmalar gösteriyor ki, beyinin ergenlik döneminde yaşadığı fiziksel değişimler beyinin arka bölümünden ön bölümüne kadar yavaş yavaş oluşmaktadır. Buna bence bir nevi beyin devrimi de denebilir. Beyinin sağ ve sol lobunun birbirleri arasındaki bağlantıyı kuran ve önemli fonksiyonların oluşmasında çok önemli bir göreve sahip Korpus Kollozum değişimden geçmekte.

Aynı şey hafıza ve yön bulmakta önemli görevleri olan Hipokampüs için de geçerli. Bunlar beyinin geçirdiği fiziksel değişimlerden sadece bir kaçı fakat ergenlerin davranışlarını açıklamakta çok faydalı bilgiler içeriyor. Büyüyen bedenleri ile beraber gelişen beyinlerinin getirdiği algılama, anlama, hissetme ve öğrenme değişiklikleri ile baş etmek hiç de kolay değil ve stres, yorgunluk gibi faktörler, ergenler için mevcutları durumları zorlaştırıyor. Biz ise toplum olarak bu çocukları, hayatlarının belki en zor dönemlerinde, ağır bir eğitim sistemiyle, sınavlarla ve kendi kurallarımızla boğuyoruz – kendiniz 25 yaşınıza kadar nelerle uğraştınız, hatırlasanıza.

Bu nedenle ergenlerin dünyaya bakış açılarına, sisteme başkaldırı da ekleniyor tabii: okuldaki öğretmen haksızlık yapıyor, Milli eğitim sistemi saçma, metrodaki güvenlik görevlisi ne biçim konuştu öyle, okula gitmek ne kadar önemli olabilir ki… cevaplanması zor sorular serisine yenileri ekleniyor, üstelik karşınızdaki minik çocuk da değil, geçiştirmeceli, kandırmacalı cevaplara karnı tok artık (ki çocuklar için de bunu tercih etmiyoruz sayın ebeveynler, tüm bilimsel yöntemlere çok aykırı… Ancak “Neden? Neden? Neden?” sorusunu arka arkaya 25 kere sorduklarında kabul edin ki hepiniz geçiştirmeceli, kandırmacalı cevap verdiniz; hiç birimiz mükemmel değiliz, değil mi? Evet. Sizi seviyorum, güç birliği oluşturalım ey ebeveynler).

Şimdi kendi kendime bir erkek çocuğunu yetişkin bir erkek olma yolunda eşlik ederken, ister istemez tökezliyorum, yalan yok. Ben içe dönük bir insanım, ya da yaşla beraber daha çok içime döndüm demeliyim. Benim dönem dönem sessizliğe çekilmem, kimse ile konuşmadan bir-iki gün geçirmem yaşamsal bir gereklilik halini aldı. Tabii bu bir ergenle yaşarken beraberinde bir kaç sorunu getirebiliyor keza kendisinin ne zaman yükseleceği ne zaman alçalacağı belli olmadığı için; benim kendi içimdeki o gizli yere kaçmam zorlaşıyor. Daha ufakken oturttuğumuz düzenden eser kalmadı. Uyku saatleri şaşırmış vaziyette.
Biliyor musunuz; uykuyu tetikleyen hormon melatonin, ergenlerde daha geç saatlerde tetiklendiği için daha geç saatlere kadar uyanık kalıp sabah da uyanmakta zorlanıyorlar.

Bu da "haydiiii....saat 20:30 yatma saati" zilinin yok olmasına sebep oluyor. Saat 22:00 de yatma hazırlıklarına başlayan genç adam, ancak 23:00 de uykuya dalıyor. Diğer yandan da 37 yaşıma gelen ben, saat 22:00 oldu mu derin derin esnemeye; ne zaman yatacak diye çocuğun gözünün içine bakmaya başlıyorum. İçe dönük dedim ya, yatmadan evvel gerçekleştirdiğim ritüelimi gerçekleştirmeden yatamadığım için saat iyice geç oluyor. Peki ya sabah 80 ayrı ses tonu ile 80 kere "uyaaaannnn, kaaaaaalllk, haydi oğlum, okul vaarrrr" demek zorunda kalmak... karga sesli anne olarak kalacağım adamın anılarında dahası babasına gittiği zaman, tatillerde, gece istediği saatlere kadar oturabiliyor ve sabah da istediği saatte uyanabiliyor…

Yani ben sıkıcı, disiplinli ebeveyn, babası da eğlenceli, rahat ebeveyn. Pöf!

Aksesuar dünyasına da giriş yaptık. Kıyafetler (en azından bizim örneğimizde) ne kadar salaş olsa da; saat, küpe, bileklik ve güneş gözlüğü de vazgeçilmezlerden oldu. Ayakkabılar derseniz de; benim spor ayakkabılarım vardı ya… Hah! Onlar artık “benim” değil. Bu sene aynı numara ayakkabı giyebiliyoruz, seneye o da mümkün olmayacak. Alışveriş daha kolay olacakken, biraz daha zorlaştı. Eskiden aldığım şeyleri seve seve giyerken, artık “beğenmediği” şeyleri aldığım için, nasıl oluyorsa (şaşırıyorum çünkü bir kere ben çok havalı bir anneyim), onsuz alışveriş yapamıyorum ve bu durum da tahmin edersiniz ki, benim gibi alışverişten hoşlanmayan bir insan için mağaza ziyaretlerini daha da sıkıntılı hale getiriyor. Doğal olarak her şeyin daha bir “havalısına” yönelen ergen beyini, çoğunlukla daha pahalı şeyler seçiyor. Sadece taban lastiği daha kalın ve beyaz diye, kumaş ayakkabıya benzerinden 30 TL daha fazla aldım geçen gün…. Kendime geldiğimde kasada, kasiyere parayı uzatıyordum.

Eskiden bir rutinim vardı benim, sanırım annemden edindiğim. Oğlum küçükken banyodan sonra vücudunu kontrol ederdim; bir morluk, garip bir şişlik, fark etmediği bir yarası var mı diye. Büyümeye başlayıp, mahrem anlayışı yabancıları geçip artık anneye de uzanınca bunu yapamaz oldum. Böyle zamanlarda babasının daha çok yanımızda olmasını dilerken buluyorum kendimi. Fiziksel gelişimi tam mı? Koltukaltında bir şişlik yok değil mi? Erkek dünyasına uzak olmak, bir anne olarak bu yolculukta tek başıma olmak zorlayıcı olabiliyor. Babası uzakta olduğu için, ona danışmam çok mümkün değil; sanırım genel bir kontrol için doktora gitmek en doğrusu.

Peki siz risk almayan bir ergen tanıyor musunuz? Bizim riskler henüz alakasız bir tepelikteki ağaca tırmanmakla cadde üzerinde kaykaya binmekle sınırlı (ki bunlar bile bende anksiyete ataklarına sebep oluyor) ama bunların artmasını bekliyorum. Her ne kadar ergenler yaptıkları davranışın risk derecesinin çok iyi farkında olsalar da, başarılarının sonunda edinecekleri “ödül” çok daha büyük görünüyor kendilerine; arkadaşları tarafından takdir ve kabul, belki de hava atma şansı.

Oğlum henüz 13 yaşında ve bilimsel verilere göre bu süreç 20’li yaşlarının başlarına kadar devam edecek ve aynı bilim ondaki değişimlerin daha da artacağını söylüyor. Şikâyetçi değilim ama bazen çok yoruluyorum.

Bir yanım çok heyecanlı, diğer yanım bu hassas dönemde hata yapmaktan korkuyor ve en çok da bu süreci babası ile değil, tek başıma yaşıyor olduğum için derin bir yetersizlik hissi ile boğuşuyorum ve bu beni yoruyor. Hoş; bana dünyanın en iyi bilim insanı da gelip “merak etme her şey yolunda” dese bile, oğlumun büyüyüp kendi hayatını kurduğunu görünceye kadar bunun gerçekliğine inanamayacağım. Ben “büyüdükçe zorlaşır” ekolüne inanmıyorum, ebeveynlik hiçbir zaman kolay değil ama büyüdükçe daha çok heyecanlandırdığı kesin.

Anne ve babası boşanmış çocuk neler yaşar?